<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Tevhid Ehli | Tağut&#039;u Reddetmeyenin İmanı da Yoktur için yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.tevhidehli.com/comments/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tevhidehli.com</link>
	<description>Tevhid ehli olanlara selam olsun</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Jan 2012 08:42:16 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
	<item>
		<title>Kıble Ehli ve Tekfir yazısına Baz Bazid Salafi tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tevhidehli.com/kible-ehli-ve-tekfir.html/comment-page-1#comment-160</link>
		<dc:creator>Baz Bazid Salafi</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 08:42:16 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tevhidehli.com/?p=422#comment-160</guid>
		<description>Selamun Aleykum daha önce facebook \&#039;ta okuduğum bazı notları burada gördüm, güzel bir sayfa emeğinize sağlık, Allah (swt) hayırlar versin</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Selamun Aleykum daha önce facebook \&#8217;ta okuduğum bazı notları burada gördüm, güzel bir sayfa emeğinize sağlık, Allah (swt) hayırlar versin</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Öyle Bir Rüya Gördüm Ki! yazısına Ebu Hamza tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tevhidehli.com/oyle-bir-ruya-gordum-ki.html/comment-page-1#comment-159</link>
		<dc:creator>Ebu Hamza</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Sep 2011 08:36:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tevhidehli.com/?p=570#comment-159</guid>
		<description>Hayatı anlamak ve tanımak noktasında benim kişisel rehberim Ebu Zerr (Allah&#039;u Teala ondan razı olsun) olmuştur. Onun sürgünü hadisesi iyi anlaşılırsa o zaman çoğu şey de cevap bulur kanaatindeyim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatı anlamak ve tanımak noktasında benim kişisel rehberim Ebu Zerr (Allah&#8217;u Teala ondan razı olsun) olmuştur. Onun sürgünü hadisesi iyi anlaşılırsa o zaman çoğu şey de cevap bulur kanaatindeyim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Öyle Bir Rüya Gördüm Ki! yazısına cendel tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tevhidehli.com/oyle-bir-ruya-gordum-ki.html/comment-page-1#comment-158</link>
		<dc:creator>cendel</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Sep 2011 13:17:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tevhidehli.com/?p=570#comment-158</guid>
		<description>hayatı kendimize ne kadar zorlaştırmışta geçmişte yaşananları rüyalara haps etmişiz değilmi?vayyy nefsim vayy bu rüyada nekadarda çok çıkarılacak dersler var....</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>hayatı kendimize ne kadar zorlaştırmışta geçmişte yaşananları rüyalara haps etmişiz değilmi?vayyy nefsim vayy bu rüyada nekadarda çok çıkarılacak dersler var&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mahkemeye Cevaz Reddiyesi 3 yazısına Ebu Hamza tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tevhidehli.com/mahkemeye-cevaz-reddiyesi-3.html/comment-page-1#comment-156</link>
		<dc:creator>Ebu Hamza</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Jul 2011 10:34:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tevhidehli.com/?p=505#comment-156</guid>
		<description>Epostanızı yayınlamadan evvel yeniden düzenledim sakıncası olabilir diye. Hangi konuda görüşmek istersiniz bilemiyorum ama msn kullanmıyorum. Dilerseniz yorum olarak yazın söylemek istediklerinizi ben yayınlamadan okurum ve gerekirse silerim. Böylelikle iletmek istediğinizi bana iletebilirsiniz vesselam</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Epostanızı yayınlamadan evvel yeniden düzenledim sakıncası olabilir diye. Hangi konuda görüşmek istersiniz bilemiyorum ama msn kullanmıyorum. Dilerseniz yorum olarak yazın söylemek istediklerinizi ben yayınlamadan okurum ve gerekirse silerim. Böylelikle iletmek istediğinizi bana iletebilirsiniz vesselam</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mahkemeye Cevaz Reddiyesi 3 yazısına tevhid-imucadele tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tevhidehli.com/mahkemeye-cevaz-reddiyesi-3.html/comment-page-1#comment-155</link>
		<dc:creator>tevhid-imucadele</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Jul 2011 22:54:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tevhidehli.com/?p=505#comment-155</guid>
		<description>s.a kardeş özel olarak görüşebilirmiyiz çok önemli lütfen bana ulaş. xxx@xxx.com msn adresim</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>s.a kardeş özel olarak görüşebilirmiyiz çok önemli lütfen bana ulaş. <a href="mailto:xxx@xxx.com">xxx@xxx.com</a> msn adresim</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Vela ve Bera Nedir? yazısına cendel tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tevhidehli.com/vela-ve-bera-nedir.html/comment-page-1#comment-154</link>
		<dc:creator>cendel</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 May 2011 08:39:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tevhidehli.com/?p=413#comment-154</guid>
		<description>aleykumselam ve rahmetullahi ve berekatuh.değerli arkadaşım sizin sormuş olduğunuz mevzuu tekfir etmeyeni tekfir etmek meselesi üzerine bir mevzuudur.bu konuya kuranda bulunan şu ayetle başlamak istiyorum.Rabbimiz şöyle buyurur:

            “Deki, ey kâfirler!” (Kâfirun, 1)

            Bu ayeti kerimede Rabbimiz, elçisi Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e kâfirleri küfürleri ile vasıflandırmasını emretmiştir. Aslı itibarı ile buradaki hitabın muhatapları Mekkeli müşrikleredir. Allah celle celâluhu, peygamberi Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e “De ki ey Kureyşliler!” veya “De ki ey Mekkeliler” demesini emretmemiş, aksine onlara hak ettikleri küfür vasfı ile hitap etmesini emir buyurmuştur.yine sünnetten gelen nakillere baktığımızda.Utbe b. Rebîa ile Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem arasında geçen bir konuşma şu şekildeydi:Utbe b. Rebîa Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Ey kardeşimin oğlu! Sen aramızda bildiğin (gibi değerli bir) konumdasın. Ama kavmine öyle bir şey getirdin ki bununla onların birliğini bozdun, akıllılarını aptallıkla suçladın, ilâhlarını ve dinlerini kötüledin ve babalarını tekfir ettin. Şimdi beni dinle sana bir takım tekliflerde bulunacağım...” demişti. (“Siyretu İbn-i Hişam”, sf. 293 vd.)  
Yine, Hz. Ebu Bekir’in Müslüman olmadan önce Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ile arasında geçen bir konuşması şu şekilde olmuştur:Hz. Ebu Bekr, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ile karşılaşır ve ona ‘Ey Muhammed! İlahlarımızı terk ettiğin, akıl(lı)larımızı aptallıkla suçladığın ve babalarımızı tekfir ettiğine dair Kureyş’in söyledikleri doğru mudur?’ der. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’de ona bunun doğru olduğunu anlatır…” (“Siyretu İbn-i İshak”, 1/44. ayrıca bkz. “Delailü’n-Nübüvve”, 2/33, 


yine bu konuda bazı alimlerin nakillerini aktarmaya çalışacağım inşeALLAH faideli olur.Abdulmun‘im der ki:

               “Kâfiri tekfir etmeyen kimsenin küfre girişinde ki illet, onun, varlıklara şeriatın taktığı isimlerden başka isim takması ve onlara Allah’ın verdiği hükmün hılafına hüküm vermesidir. Şöyle ki; böyle birisi küfrü ve şirki iman, düşmanlığı hak eden kâfir ve müşrikleri de dost edinilmesi vacip olan Müslüman kabul etmiştir. Bu ise o kişinin Allah’ı tenkit etmesi, hükmünü reddetmesi ve -her ne kadar kendisi bunu yalanlama ve inkâr olarak değerlendirmese de- Allah’ın emrettiği şeyleri yalanlayıp inkâr etmesi manasına gelir. Bu hiç kuşku yok ki, açık bir küfür, sarih bir yalanlamadır.” 

               Evet, Allah’ın kesin olarak kâfir diye adlandırdığı birisini tekfir etmemek Allah’ı yalanlamak demektir. Örneğin birisi “Ben Firavun’a kâfir diyemem” dese bu insan Allah’ın Kur’an’da Firavun’un küfrüne dair indirmiş olduğu ayetleri inkâr etmiş demektir. İşte bunun gibi bu günde tıpkı Firavun misali küfürde önder olmuş kimseleri tekfir etmeyen kimseler Allah’ın Kur’an’da ifade buyurduğu birçok nassı yalanlamış olmaktadır. Her ne kadar kendileri bunu kabul etmese de bu, yalanlamadan başka bir şey değildir. Burada bazı âlimlerin konuya ilişkin sözlerini nakletmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Ta ki bu sayede mesele hakkında şüphesi bulunanların şüpheleri zail olsun.
 Kadı Iyaz der ki: “Kim Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanların dinini terk edenlerden birisini tekfir etmez, onların tekfirinde duraksar veya şüphe ederse kâfir olur.” (“eş-Şifâ, bi Ta‘rîfi Hukuki’l-Mustafâ”, sf. 846. )

             Kadı Iyaz bir başka ibaresinde şöyle der: “Biz, İslam dininden başka dinlere mensup olan kimseleri tekfir etmeyenleri veya onlar hakkında kararsız kalıp duraksayanları ya da şüphe edenleri yahut onların yollarının (dinlerinin) doğru olduğunu kabul edenleri tekfir ederiz. Böyleleri -her ne kadar Müslüman olduğunu ortaya koysa, İslam inancını kabul ettiğini söylese ve İslam’ın dışındaki tüm yolların/dinlerin batıl olduğuna inansa da- içindeki inancın hilafını ortaya koyduğu için kâfir olmuş olur.” (“eş-Şifâ, bi Ta‘rîfi Hukuki’l-Mustafâ”, sf. 851. )

             İmam Nevevî der ki: “Kim, İslam dininden başka dinlere mensup olan kimseleri tekfir etmez veya onları tekfir etme hususunda şüpheye kapılır ya da onların yollarının (dinlerinin) doğru olduğunu kabul ederse Müslüman olduğunu ortaya koysa veya İslam inancını kabul ettiğini söylese dahi yine de kâfir olur.”  (“Ravdatu’t-Talibîn”, 10/70.) 

             Ebu Batîn der ki: “Âlimler Yahudi ve Hıristiyanları tekfir etmeyenin veya onların küfründen şüphe edenlerin kâfir olacağı hususunda icma‘ etmişlerdir.” (“el-İntisâr li Hizbillahi’l-Muvahhidîn”, sf. 32.)

             Velid b. Raşid es-Sueydân der ki: “Âlimler kâfir ve müşrikleri tekfir etmeyen, onların küfründen şüphe eden veya onların yollarını doğrulayan kimselerin kâfir olacakları hususunda icma‘ etmişlerdir.” (“el-İcmau’l-Akdî”, sf. 54. 374. madde.)

             Abdullah el-Eserî der ki: “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlimleri muayyen bir müslümanı tekfir etmekten sakınmış ve ilimsizce bir müslümanın tekfirine yönelmenin çok tehlikeli bir iş olduğunu beyan etmişlerdir. Şu kadar var ki, onların bu tavrı şer‘î şartlar çerçevesinde küfrü sabit olan kimselere küfür hükmü vermekten alıkoymamıştır. Şer‘î nasslar küfür ameli işleyen veya küfür sözü söyleyen bir kimsenin tekfir edilebileceğini gösterdiği için onlar Allah ve Rasûlünün tekfir ettiği kimseleri tekfir etmekte asla tereddüt etmemişlerdir. Hatta öyle ki, kâfiri tekfir etmeyi inanç esaslarının temellerinden kabul etmişler ve kâfiri tekfir etmeyenin veya onun küfründe şüphe edenin kâfir olacağına hükmetmişlerdir. Onların kâfir ve müşriklerin tekfirine böylesine ihtimam göstermesi heva ve heveslerinden kaynaklanmamaktadır. Onlar bununla ancak Allah’a kulluğu, velâ ve berâ akidesini yerine getirmeyi amaçlamışlardır…” (“el-Îmân, Hakikatuhu, Havarimuhu, Nevakiduhu”, sf. 129.)

             Ali b. Nâif der ki: “Yahudi, Hıristiyan ve Putperestler gibi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirdiği dine girmeyen kimselerin kâfir olduğuna inanmak, onları kâfir diye adlandırmak, onların Allah’ın, Rasûlünün ve müminlerin düşmanları, olduğuna ve cehennemde ebedî olarak kalacaklarına inanmak İslam’ın en temel asıllarındandır.” (“el-Mufassal fi’r-Reddi alâ Şubuhâti A‘dâi’l-İslâm”, sf. 82)
 Ebu Zer‘a er-Râzî der ki: “Kim Kur’an’ın mahlûk olduğunu zannederse yüce Allah’a karşı dinden çıkarıcı bir küfürle kâfir olmuş olur. Anlayış sahibi kimselerden kim de onun küfründe şüphe ederse o da kâfir olur.” (“el-Kevkebu’d-Durriyyu’l-Münîr”, sf. 11.)
Kadı Iyaz der ki: “Kim Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanların dinini terk edenlerden birisini tekfir etmez, onların tekfirinde duraksar veya şüphe ederse kâfir olur.” (“eş-Şifâ, bi Ta‘rîfi Hukuki’l-Mustafâ”, sf. 846.)

            İmam Nevevî der ki: “Kim, İslam dininden başka dinlere mensup olan kimseleri tekfir etmez veya onları tekfir etme hususunda şüpheye kapılır ya da onların yollarının (dinlerinin) doğru olduğunu kabul ederse Müslüman olduğunu ortaya koysa veya İslam inancını kabul ettiğini söylese dahi yine de kâfir olur.” (“Ravdatu’t-Talibîn”, 10/70.)

            Ebu Batîn der ki: “Âlimler Yahudi ve Hıristiyanları tekfir etmeyenin veya onların küfründen şüphe edenlerin kâfir olacağı hususunda icma‘ etmişlerdir.” (“el-İntisâr li Hizbillahi’l-Muvahhidîn”, sf. 32. )</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>aleykumselam ve rahmetullahi ve berekatuh.değerli arkadaşım sizin sormuş olduğunuz mevzuu tekfir etmeyeni tekfir etmek meselesi üzerine bir mevzuudur.bu konuya kuranda bulunan şu ayetle başlamak istiyorum.Rabbimiz şöyle buyurur:</p>
<p>            “Deki, ey kâfirler!” (Kâfirun, 1)</p>
<p>            Bu ayeti kerimede Rabbimiz, elçisi Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e kâfirleri küfürleri ile vasıflandırmasını emretmiştir. Aslı itibarı ile buradaki hitabın muhatapları Mekkeli müşrikleredir. Allah celle celâluhu, peygamberi Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e “De ki ey Kureyşliler!” veya “De ki ey Mekkeliler” demesini emretmemiş, aksine onlara hak ettikleri küfür vasfı ile hitap etmesini emir buyurmuştur.yine sünnetten gelen nakillere baktığımızda.Utbe b. Rebîa ile Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem arasında geçen bir konuşma şu şekildeydi:Utbe b. Rebîa Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Ey kardeşimin oğlu! Sen aramızda bildiğin (gibi değerli bir) konumdasın. Ama kavmine öyle bir şey getirdin ki bununla onların birliğini bozdun, akıllılarını aptallıkla suçladın, ilâhlarını ve dinlerini kötüledin ve babalarını tekfir ettin. Şimdi beni dinle sana bir takım tekliflerde bulunacağım&#8230;” demişti. (“Siyretu İbn-i Hişam”, sf. 293 vd.)<br />
Yine, Hz. Ebu Bekir’in Müslüman olmadan önce Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ile arasında geçen bir konuşması şu şekilde olmuştur:Hz. Ebu Bekr, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ile karşılaşır ve ona ‘Ey Muhammed! İlahlarımızı terk ettiğin, akıl(lı)larımızı aptallıkla suçladığın ve babalarımızı tekfir ettiğine dair Kureyş’in söyledikleri doğru mudur?’ der. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’de ona bunun doğru olduğunu anlatır…” (“Siyretu İbn-i İshak”, 1/44. ayrıca bkz. “Delailü’n-Nübüvve”, 2/33, </p>
<p>yine bu konuda bazı alimlerin nakillerini aktarmaya çalışacağım inşeALLAH faideli olur.Abdulmun‘im der ki:</p>
<p>               “Kâfiri tekfir etmeyen kimsenin küfre girişinde ki illet, onun, varlıklara şeriatın taktığı isimlerden başka isim takması ve onlara Allah’ın verdiği hükmün hılafına hüküm vermesidir. Şöyle ki; böyle birisi küfrü ve şirki iman, düşmanlığı hak eden kâfir ve müşrikleri de dost edinilmesi vacip olan Müslüman kabul etmiştir. Bu ise o kişinin Allah’ı tenkit etmesi, hükmünü reddetmesi ve -her ne kadar kendisi bunu yalanlama ve inkâr olarak değerlendirmese de- Allah’ın emrettiği şeyleri yalanlayıp inkâr etmesi manasına gelir. Bu hiç kuşku yok ki, açık bir küfür, sarih bir yalanlamadır.” </p>
<p>               Evet, Allah’ın kesin olarak kâfir diye adlandırdığı birisini tekfir etmemek Allah’ı yalanlamak demektir. Örneğin birisi “Ben Firavun’a kâfir diyemem” dese bu insan Allah’ın Kur’an’da Firavun’un küfrüne dair indirmiş olduğu ayetleri inkâr etmiş demektir. İşte bunun gibi bu günde tıpkı Firavun misali küfürde önder olmuş kimseleri tekfir etmeyen kimseler Allah’ın Kur’an’da ifade buyurduğu birçok nassı yalanlamış olmaktadır. Her ne kadar kendileri bunu kabul etmese de bu, yalanlamadan başka bir şey değildir. Burada bazı âlimlerin konuya ilişkin sözlerini nakletmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Ta ki bu sayede mesele hakkında şüphesi bulunanların şüpheleri zail olsun.<br />
 Kadı Iyaz der ki: “Kim Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanların dinini terk edenlerden birisini tekfir etmez, onların tekfirinde duraksar veya şüphe ederse kâfir olur.” (“eş-Şifâ, bi Ta‘rîfi Hukuki’l-Mustafâ”, sf. 846. )</p>
<p>             Kadı Iyaz bir başka ibaresinde şöyle der: “Biz, İslam dininden başka dinlere mensup olan kimseleri tekfir etmeyenleri veya onlar hakkında kararsız kalıp duraksayanları ya da şüphe edenleri yahut onların yollarının (dinlerinin) doğru olduğunu kabul edenleri tekfir ederiz. Böyleleri -her ne kadar Müslüman olduğunu ortaya koysa, İslam inancını kabul ettiğini söylese ve İslam’ın dışındaki tüm yolların/dinlerin batıl olduğuna inansa da- içindeki inancın hilafını ortaya koyduğu için kâfir olmuş olur.” (“eş-Şifâ, bi Ta‘rîfi Hukuki’l-Mustafâ”, sf. 851. )</p>
<p>             İmam Nevevî der ki: “Kim, İslam dininden başka dinlere mensup olan kimseleri tekfir etmez veya onları tekfir etme hususunda şüpheye kapılır ya da onların yollarının (dinlerinin) doğru olduğunu kabul ederse Müslüman olduğunu ortaya koysa veya İslam inancını kabul ettiğini söylese dahi yine de kâfir olur.”  (“Ravdatu’t-Talibîn”, 10/70.) </p>
<p>             Ebu Batîn der ki: “Âlimler Yahudi ve Hıristiyanları tekfir etmeyenin veya onların küfründen şüphe edenlerin kâfir olacağı hususunda icma‘ etmişlerdir.” (“el-İntisâr li Hizbillahi’l-Muvahhidîn”, sf. 32.)</p>
<p>             Velid b. Raşid es-Sueydân der ki: “Âlimler kâfir ve müşrikleri tekfir etmeyen, onların küfründen şüphe eden veya onların yollarını doğrulayan kimselerin kâfir olacakları hususunda icma‘ etmişlerdir.” (“el-İcmau’l-Akdî”, sf. 54. 374. madde.)</p>
<p>             Abdullah el-Eserî der ki: “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlimleri muayyen bir müslümanı tekfir etmekten sakınmış ve ilimsizce bir müslümanın tekfirine yönelmenin çok tehlikeli bir iş olduğunu beyan etmişlerdir. Şu kadar var ki, onların bu tavrı şer‘î şartlar çerçevesinde küfrü sabit olan kimselere küfür hükmü vermekten alıkoymamıştır. Şer‘î nasslar küfür ameli işleyen veya küfür sözü söyleyen bir kimsenin tekfir edilebileceğini gösterdiği için onlar Allah ve Rasûlünün tekfir ettiği kimseleri tekfir etmekte asla tereddüt etmemişlerdir. Hatta öyle ki, kâfiri tekfir etmeyi inanç esaslarının temellerinden kabul etmişler ve kâfiri tekfir etmeyenin veya onun küfründe şüphe edenin kâfir olacağına hükmetmişlerdir. Onların kâfir ve müşriklerin tekfirine böylesine ihtimam göstermesi heva ve heveslerinden kaynaklanmamaktadır. Onlar bununla ancak Allah’a kulluğu, velâ ve berâ akidesini yerine getirmeyi amaçlamışlardır…” (“el-Îmân, Hakikatuhu, Havarimuhu, Nevakiduhu”, sf. 129.)</p>
<p>             Ali b. Nâif der ki: “Yahudi, Hıristiyan ve Putperestler gibi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirdiği dine girmeyen kimselerin kâfir olduğuna inanmak, onları kâfir diye adlandırmak, onların Allah’ın, Rasûlünün ve müminlerin düşmanları, olduğuna ve cehennemde ebedî olarak kalacaklarına inanmak İslam’ın en temel asıllarındandır.” (“el-Mufassal fi’r-Reddi alâ Şubuhâti A‘dâi’l-İslâm”, sf. 82)<br />
 Ebu Zer‘a er-Râzî der ki: “Kim Kur’an’ın mahlûk olduğunu zannederse yüce Allah’a karşı dinden çıkarıcı bir küfürle kâfir olmuş olur. Anlayış sahibi kimselerden kim de onun küfründe şüphe ederse o da kâfir olur.” (“el-Kevkebu’d-Durriyyu’l-Münîr”, sf. 11.)<br />
Kadı Iyaz der ki: “Kim Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanların dinini terk edenlerden birisini tekfir etmez, onların tekfirinde duraksar veya şüphe ederse kâfir olur.” (“eş-Şifâ, bi Ta‘rîfi Hukuki’l-Mustafâ”, sf. 846.)</p>
<p>            İmam Nevevî der ki: “Kim, İslam dininden başka dinlere mensup olan kimseleri tekfir etmez veya onları tekfir etme hususunda şüpheye kapılır ya da onların yollarının (dinlerinin) doğru olduğunu kabul ederse Müslüman olduğunu ortaya koysa veya İslam inancını kabul ettiğini söylese dahi yine de kâfir olur.” (“Ravdatu’t-Talibîn”, 10/70.)</p>
<p>            Ebu Batîn der ki: “Âlimler Yahudi ve Hıristiyanları tekfir etmeyenin veya onların küfründen şüphe edenlerin kâfir olacağı hususunda icma‘ etmişlerdir.” (“el-İntisâr li Hizbillahi’l-Muvahhidîn”, sf. 32. )</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Vela ve Bera Nedir? yazısına tewhid ve cihad tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tevhidehli.com/vela-ve-bera-nedir.html/comment-page-1#comment-153</link>
		<dc:creator>tewhid ve cihad</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Apr 2011 21:59:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tevhidehli.com/?p=413#comment-153</guid>
		<description>s.a  ben  darul kufrde  akidesin bilmedigim kisileri tekfir ediyom  benim bir arkadas var o diyor ben  camide  gormedigim  kufr fil gormedigim  musriklere vela  yapmayan birisin gorsem disari sakali  ona islam hukmu veriyom   ve an nisa 94 ve hadisler delil getioriyor  diyor ona muslim hukm verir   tavaffuk ederim  akdiesin sorandan sonra kufr akideye sahibse tefkri ederim beni biri tekfir etdiki sen bu kisiyi tekfir etmiyom   lutfen kuran sunnetden delillerle  anlatin bu kufrmu?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>s.a  ben  darul kufrde  akidesin bilmedigim kisileri tekfir ediyom  benim bir arkadas var o diyor ben  camide  gormedigim  kufr fil gormedigim  musriklere vela  yapmayan birisin gorsem disari sakali  ona islam hukmu veriyom   ve an nisa 94 ve hadisler delil getioriyor  diyor ona muslim hukm verir   tavaffuk ederim  akdiesin sorandan sonra kufr akideye sahibse tefkri ederim beni biri tekfir etdiki sen bu kisiyi tekfir etmiyom   lutfen kuran sunnetden delillerle  anlatin bu kufrmu?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Kıble Ehli ve Tekfir yazısına Ebu Hamza tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tevhidehli.com/kible-ehli-ve-tekfir.html/comment-page-1#comment-150</link>
		<dc:creator>Ebu Hamza</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Apr 2011 19:51:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tevhidehli.com/?p=422#comment-150</guid>
		<description>Aleykumselam, aslında site blog tarzında bu nedenle belli tarihler içinde yazılanları takip edebilirsiniz. Tüm blog sistemleri dediğiniz şekilde işler zaten bir kategoriye tıkladığınızda o kategoriye ait son yazılar gelir. Burad aslolan konuların kategorik olarak düzgün kategoriler içinde yer alması ki zaten bunu sağlamış durumdayız.
Bizim gibi siteler hit açacından çok bilgiye dayanır haliyle bilgiyi göre de eğer ilgi alanına giriyorsa hemen çıkması diye bir şey olmaz. Zaten hemen çıkma oranlarından tutun da tüm detaylara kadar ziyaretçilerin eğilim ve davranışlarını ip adresi üzerinden takip ediyorum. Sorun yok, yine de size teşekkğr ederim hassasiyetiniz ve geri bildiriminiz için</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Aleykumselam, aslında site blog tarzında bu nedenle belli tarihler içinde yazılanları takip edebilirsiniz. Tüm blog sistemleri dediğiniz şekilde işler zaten bir kategoriye tıkladığınızda o kategoriye ait son yazılar gelir. Burad aslolan konuların kategorik olarak düzgün kategoriler içinde yer alması ki zaten bunu sağlamış durumdayız.<br />
Bizim gibi siteler hit açacından çok bilgiye dayanır haliyle bilgiyi göre de eğer ilgi alanına giriyorsa hemen çıkması diye bir şey olmaz. Zaten hemen çıkma oranlarından tutun da tüm detaylara kadar ziyaretçilerin eğilim ve davranışlarını ip adresi üzerinden takip ediyorum. Sorun yok, yine de size teşekkğr ederim hassasiyetiniz ve geri bildiriminiz için</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Kıble Ehli ve Tekfir yazısına ebuzeynep tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tevhidehli.com/kible-ehli-ve-tekfir.html/comment-page-1#comment-149</link>
		<dc:creator>ebuzeynep</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Apr 2011 06:55:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tevhidehli.com/?p=422#comment-149</guid>
		<description>Selamun Aleyküm

sitenize yeni kayıt oldum, içeriğine göz gezdirdim çok istifade edebileceğimi düşünüyorum lakin sitenizin düzeni tam bir fiyasko.
Konu başlıklarına tıkladığınızda düzenin olmadığını görüyorum yani sıra yok ve çok karışık.
Akide&#039;ye tıkladığınızda en son konular çıkıyor konunun başına dönmek için ise sürekli sonrakine tıklamak zorunda kalıyorsunuz.
Akide&#039;ye tıkladığınızda tüm konular sırası ile görünmeli ki insanı bezdirmesin.

En kısa zamanda düzeltilmesini temenni ediyorum aksi takdirde siteye giren girdiği gibi çıkacaktır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Selamun Aleyküm</p>
<p>sitenize yeni kayıt oldum, içeriğine göz gezdirdim çok istifade edebileceğimi düşünüyorum lakin sitenizin düzeni tam bir fiyasko.<br />
Konu başlıklarına tıkladığınızda düzenin olmadığını görüyorum yani sıra yok ve çok karışık.<br />
Akide&#8217;ye tıkladığınızda en son konular çıkıyor konunun başına dönmek için ise sürekli sonrakine tıklamak zorunda kalıyorsunuz.<br />
Akide&#8217;ye tıkladığınızda tüm konular sırası ile görünmeli ki insanı bezdirmesin.</p>
<p>En kısa zamanda düzeltilmesini temenni ediyorum aksi takdirde siteye giren girdiği gibi çıkacaktır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Tağut&#8217;un Mahkemeleri ve Temyiz 1 yazısına Ebu Miskin tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tevhidehli.com/tagutun-mahkemeleri-ve-temyiz-1.html/comment-page-1#comment-139</link>
		<dc:creator>Ebu Miskin</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Mar 2011 16:02:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tevhidehli.com/?p=20#comment-139</guid>
		<description>Hayırlısı olur inşaallah,

Hala delil olmayacak şeyleri günümüz belamları gibi nasıl uzun uzun yazıyorsunuz hayret. Tevhidi geçinen birinin bunu yapması hayret.

Sizin gibiler meşhur oluyor artık. Cahil oldukları halde kendilerini ilim sahibi olarak satan insanlar yani. Gelin muhkemlere sarılalım deliller karşısında beraber teslim olalım. Allah’ın hükmü dışındaki kapalı şeyleri bırakalım deyip sonrada bir mesele hakkında hüküm alırken Kur’an-ı kerim’in muhkem ayetlerini bırakıpta hükmün inzalinden önce cereyan eden çeşitli hadis rivayetlerine takılıyorsunuz.

Birde Nisa suresi 60. ayete müphem diyerek hükmünün uygulanması cebredilemez gibi bir düşünceyi savunuyorsunuz. Tabi yine peygamber ve alimlere iftira atarak.

İmam Suyutî’nin eseri ne “el-itisam” dır ne de “el-itikan” eser kuran ilimleri üzerine yazılmış kısaca el-itkan olarak adlandırılan “el-itkan fi Ulumi’l-Kuran” dır. Konu hakkında başlıktaki “müphem ayetler” ibaresinden kasıt içerisinde müphem kelimeler bulunan ayetlerdir. Yoksa bu ayetlerin hükmünü hafi, anlaşılması müşkil veya müteşabihler manasında olması değildir.

Sadece ayet içerisinde müphem bir kelime olarak “tağut” kelimesi geçmektedir. Yine aynı eserde İmam Suyutî’nin dediği gibi müphemlerin anlaşılması sadece nakle dayanır. Ve buradaki “tağut” kelimesinde de Ahmed İbni Hanbel’in İbni Abbas’dan rivayeti ile kastedilen “Kab b. Eşref” tir. Artık bu safhada kimlere tağut denir veya burada tağut olarak adlandırılan kimdir meselesi hakkında bir müphemlik kalmamıştır.

Şimdi bu ayette niye müphem kelime gelmiş anlamanız için kısaca müphem kelimelerin nedenini anlamaya çalışmanız lazım.

Herhangi bir konuşmada yahut yazıda bazı isimlerin sarahaten (açıkça) belirtilmesi yerine müphem (belirsiz) bir şekilde zikredilmesi çok sık karşılaşılan bir durumdur. Konuşmacı yahut yazarın anlatımda bu tür bir yola başvurmasının pek çok nedeni olabilir. Örneğin, bazen anlatımın akışını bozmamak için, bazen sözün bağlamı içerisinde zaten bilindiği için, bazen daha önce geçtiği için, bazen muhatabı yüceltmek için, bazen aşağılamak için, bazen bilinmesinin bir yararı olmadığı için, bazen bilinmesini istemediği için, vb. sebepler dolayısıyla bu isimler açıkça zikredilmez. Bunun yerine bunlara işaret edecek, bunları ima edecek bir takım zamirler ya da dolaylı isimler kullanılır.

Örnek olarak: Kur’an-ı kerimde geçen “Dedik ki: Ey Adem sen ve zevcen cennette oturun.” (Bakara 35) meselesini anlamamak için akılsız olmak lazım. Halbuki bu cümlede “zevcen” kelimesi müphemdir. Fakat ayette zikredilmeye gerek olmayacak kadar meşhur olduğundan bu isim zikredilmemiştir.

Nisa 60. ayetin içerisindeki kelime hakkında da akıl sahipleri şarinin buradaki maksadını imam Suyuti’nin de eserinde belirttiği müphemlerin hangi hususiyetinden kaynaklanmış olabileceğini anlarlar.

Zira davanın en başında gelen Bakara Suresi 256. ayetinde de bu “tağut” kelimesi geçmektedir. O halde tağutu red ilzamınıda kaldırmanız lazım size göre. Halbuki burada bir kişi zamiri mevzu bahis olmadığından müphemler içerisinde değildir. Fakat islamdaki bu kaidelerin nelere delil olup olmayacağını bilmediğinizden birçok hatalara girişiyorsunuz.

Ayet hakikaten anlaşılması zor bir kapalılık içerseydi yukarıda Cendel’in verdiği örneklerdeki müfessir alimler direkt bunun tağuta ibadet veya küfür olduğu manasını veremezlerdi.

Hakikaten muhkemlere sarılmak isteyen insanlarsanız ortada bariz bir şekilde bulunan muhkeme müminlerle birlikte sarılır, açık deliller olmadığı halde böyle mühim bir konuda fitne oluşturmazsınız inşaallah.

Özellikle tağuta muhakemenin küfür olmadığını anlatan tarzda birçok metin aktarmanıza rağmen hatta genel bir akaid beyanı şeklinde açıkça “biz şu meselelerde tekfir etmiyoruz” şeklindeki açıklamalardan ve bunun hakkında deliller getirmenize rağmen, sonra “ben mahkemeye küfür diyorum” demeniz hayli ilginçtir. Sanki yazılarınızla iki tirübine oynuyor gibisiniz.

Siz arayıştamısınız yoksa fitneci bir fasıkmısınız. Muhkemlere sarılacaksanız neyi arıyorsunuz.

Birşeyleri mi savunuyorsunuz yoksa yazarakmı düşünüyorsunuz. Anlaşılamadı. </description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Hayırlısı olur inşaallah,</p>
<p>Hala delil olmayacak şeyleri günümüz belamları gibi nasıl uzun uzun yazıyorsunuz hayret. Tevhidi geçinen birinin bunu yapması hayret.</p>
<p>Sizin gibiler meşhur oluyor artık. Cahil oldukları halde kendilerini ilim sahibi olarak satan insanlar yani. Gelin muhkemlere sarılalım deliller karşısında beraber teslim olalım. Allah’ın hükmü dışındaki kapalı şeyleri bırakalım deyip sonrada bir mesele hakkında hüküm alırken Kur’an-ı kerim’in muhkem ayetlerini bırakıpta hükmün inzalinden önce cereyan eden çeşitli hadis rivayetlerine takılıyorsunuz.</p>
<p>Birde Nisa suresi 60. ayete müphem diyerek hükmünün uygulanması cebredilemez gibi bir düşünceyi savunuyorsunuz. Tabi yine peygamber ve alimlere iftira atarak.</p>
<p>İmam Suyutî’nin eseri ne “el-itisam” dır ne de “el-itikan” eser kuran ilimleri üzerine yazılmış kısaca el-itkan olarak adlandırılan “el-itkan fi Ulumi’l-Kuran” dır. Konu hakkında başlıktaki “müphem ayetler” ibaresinden kasıt içerisinde müphem kelimeler bulunan ayetlerdir. Yoksa bu ayetlerin hükmünü hafi, anlaşılması müşkil veya müteşabihler manasında olması değildir.</p>
<p>Sadece ayet içerisinde müphem bir kelime olarak “tağut” kelimesi geçmektedir. Yine aynı eserde İmam Suyutî’nin dediği gibi müphemlerin anlaşılması sadece nakle dayanır. Ve buradaki “tağut” kelimesinde de Ahmed İbni Hanbel’in İbni Abbas’dan rivayeti ile kastedilen “Kab b. Eşref” tir. Artık bu safhada kimlere tağut denir veya burada tağut olarak adlandırılan kimdir meselesi hakkında bir müphemlik kalmamıştır.</p>
<p>Şimdi bu ayette niye müphem kelime gelmiş anlamanız için kısaca müphem kelimelerin nedenini anlamaya çalışmanız lazım.</p>
<p>Herhangi bir konuşmada yahut yazıda bazı isimlerin sarahaten (açıkça) belirtilmesi yerine müphem (belirsiz) bir şekilde zikredilmesi çok sık karşılaşılan bir durumdur. Konuşmacı yahut yazarın anlatımda bu tür bir yola başvurmasının pek çok nedeni olabilir. Örneğin, bazen anlatımın akışını bozmamak için, bazen sözün bağlamı içerisinde zaten bilindiği için, bazen daha önce geçtiği için, bazen muhatabı yüceltmek için, bazen aşağılamak için, bazen bilinmesinin bir yararı olmadığı için, bazen bilinmesini istemediği için, vb. sebepler dolayısıyla bu isimler açıkça zikredilmez. Bunun yerine bunlara işaret edecek, bunları ima edecek bir takım zamirler ya da dolaylı isimler kullanılır.</p>
<p>Örnek olarak: Kur’an-ı kerimde geçen “Dedik ki: Ey Adem sen ve zevcen cennette oturun.” (Bakara 35) meselesini anlamamak için akılsız olmak lazım. Halbuki bu cümlede “zevcen” kelimesi müphemdir. Fakat ayette zikredilmeye gerek olmayacak kadar meşhur olduğundan bu isim zikredilmemiştir.</p>
<p>Nisa 60. ayetin içerisindeki kelime hakkında da akıl sahipleri şarinin buradaki maksadını imam Suyuti’nin de eserinde belirttiği müphemlerin hangi hususiyetinden kaynaklanmış olabileceğini anlarlar.</p>
<p>Zira davanın en başında gelen Bakara Suresi 256. ayetinde de bu “tağut” kelimesi geçmektedir. O halde tağutu red ilzamınıda kaldırmanız lazım size göre. Halbuki burada bir kişi zamiri mevzu bahis olmadığından müphemler içerisinde değildir. Fakat islamdaki bu kaidelerin nelere delil olup olmayacağını bilmediğinizden birçok hatalara girişiyorsunuz.</p>
<p>Ayet hakikaten anlaşılması zor bir kapalılık içerseydi yukarıda Cendel’in verdiği örneklerdeki müfessir alimler direkt bunun tağuta ibadet veya küfür olduğu manasını veremezlerdi.</p>
<p>Hakikaten muhkemlere sarılmak isteyen insanlarsanız ortada bariz bir şekilde bulunan muhkeme müminlerle birlikte sarılır, açık deliller olmadığı halde böyle mühim bir konuda fitne oluşturmazsınız inşaallah.</p>
<p>Özellikle tağuta muhakemenin küfür olmadığını anlatan tarzda birçok metin aktarmanıza rağmen hatta genel bir akaid beyanı şeklinde açıkça “biz şu meselelerde tekfir etmiyoruz” şeklindeki açıklamalardan ve bunun hakkında deliller getirmenize rağmen, sonra “ben mahkemeye küfür diyorum” demeniz hayli ilginçtir. Sanki yazılarınızla iki tirübine oynuyor gibisiniz.</p>
<p>Siz arayıştamısınız yoksa fitneci bir fasıkmısınız. Muhkemlere sarılacaksanız neyi arıyorsunuz.</p>
<p>Birşeyleri mi savunuyorsunuz yoksa yazarakmı düşünüyorsunuz. Anlaşılamadı.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

