İman Kapısının Kılavuzları 1
İman kapısından girebilmek için öncelikle o kapıya ulaşmak lazım ki günümüzün saptırıcı önderleri, belamların çokluğu göz önüne alındığında ve hepsinin ellerinde birer iman kapısı tarifi olduğuna göre insanları iman dairesine sokacağını iddia eden kapıların ne kadar da fazla ve davetçilerinin sayısının ne kadar çok olduğunu tespit etmek o kadar da zor olmasa gerek. İşte bu batıl kapıların çokluğu karşısında iman’a götürecek olan kapının da tek olduğu düşünüldüğünde samimi olarak hakkı arayanların aslında ne gibi büyük tehlike ile karşı karşıya olduğunu toplumun geldiği noktadan da rahatlıkla anlayabiliyoruz.
İlk bakışta tüm kapıların önünde gayet saf, temiz görünümlü ve hitabetlerinin de çok etkili davetçilerin olduğunu tespit edebiliriz. Her bir kapının davetçisi kendi kapısından girildiğinde Allah’u Teala’nın rızasına ulaştıracak olan iman kapısının kılavuzu olduğunu iddia ederek insanları davet etmekte. Ağızlarında güzel ve süslü sözler o kadar ustalıkla dile gelir ki siz bu kapılardan hangisinden gireceğinizi şaşırır bulduğunuz ve beğendiğiniz ilk kapıdan girerek kendinizi iman dairesine soktuğunuzu sanırsınız. girildiğinde içerisi de hayli süslü olmakla beraber bu süs ve ihtişam sizi adeta büyüler ve “İşte bu hakkın ta kensidir” dersiniz. Davet eden kılavuz maharetli, görsellik de tam olunca bilgi de beraberinde değilse o zaman her girilecek kapı o insan için iman’a açılan diğer şubelermiş gibi gelir. Çünkü sizin niyetiniz hayırlıdır ve hayırla girilecek her kapı sanki sizi Hakk’a taşıyacakmış gibi bir vehim içindesinizdir.
Böylesi bir insan en azından şeytan’ı olması gerekenden çok daha fazla hafife almış ve kendine de o denli güvenen birisidir. Bilindiği gibi cahil insan daha cüretkar, daha cesur olur. Ama şeytanı bu kadar hafife almaması gerektiğini “İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık and içerim ki, ben de onları saptırmak için, senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulamayacaksın.” (A’raf, 7/16-17) ayeti de net bir şekilde ortaya koymaktadır. “Şeytan çoklarını saptıracak” olacak olan budur, demek ki “çokluk samimi bir Müslüman için asla ölçü olmayacak” dersini bu ayetle anlamış oluyoruz.
Peki insanların çoğu nasıl sapacak? Şeytan onları “Gelin Allah (azze ve celle)’a isyan edelim” diye mi davet edecek? O zaman çoğunu toplayamaz ki böylesi bir davete ancak azınlıkta olan katıksız aptallar icabet eder. O zaman çoğunluk nasıl saptırılacak? Tabi ki “insanlığı hak olana davet etme iddiası ile sapıklığa götürerek” bu davete kulak verenlerin kalabalığını arttıracak. O Sırat-ı Mustakim ki onda ne bir eğri, ne viraj ne yokuş ne de iniş olmayan dümdüz ve sonunda sizi Rabbinişze ulaştıracak olan bir yoldur. İşte şeytan bu yol üzerine oturmak ve insanları da iyiye, güzele davet etmek sureti ile bu yoldan çıkarmaya çalışacaktır.
Şeytan bu görevinde tabiki tek başına olmayacaktır, kendine yardımcı, kendine hizmetkar davet ediciler ile beraber Sırat-ı Mustakim çizgisinden insanları saptırarak kendilerini Allah (azze ve celle)’a isyana ulaştıracak olan yollara sevk ettirecek iş birlikçilerle bu işi yapacaktır. Şeytan insanları ebedi kurtuluşa götürecek olan Sırat-ı Müstakim üzerine oturur da o yolda sağlı sollu olmak sureti ile tali yollar oluşturur. Her bir tali yolun başına da yardakçısı olan davetçilerini oturtur. Her birisi de insanı bu yol üzereyken “Gel, seni Allah’u Teala’nın rızasına ulaştıracak olan yol budur!” diyerek davet ederler. Görünüşleri ve konuşmaları seni cezbeder, hakk olana çağırdığı izlenimini vermek için elindeki tüm materyalleri ve bilgiyi sana karşı kullanır.
İnsan bu durumda yola çıkmış üzereyken, bilgisi de olmadıkça ilerlediği o dümdüz yolun davetçi kılavuzlarının vesilesi ile Sırat-ı Mustakim’den ayrılır gider de farkında olmaz. Çünkü hepsi güzele çaığırıyor, hepsinin ağzında Allah (azze ve celle) ifadesi var ve hepsi de görünüşü ile hitabeti ile tamdır. İşte şeytan ve onun yardakçıları böylesi bir zeka, çalışma ve kabiliyettedir ki bu kadar hafife alınacak bir mesele olmadığı yukarıdaki izahtan görüldüğü kanaatindeyim.
Öyleyse Sırat-ı Mustakim’e adımını atan samimi bir Müslüman’ı bu tuzaklardan koruyacak olan nedir? Tabiki bu ilk olarak bilgi’dir, sonrasında bilginin kaynağıdır ve nihayetinde de bu bilgi ile amel etmektir. Sorgusuz sualsiz, katıksız itaat, şeyhinin elinde bir ölü olmaksızın bilginin kaynağını soran, araştıran doğruluğunu tespit eden bir tavır içinde olmalı. Nasıl ki bir insan aslında o kadar da değeri olmayan bir malı birinin telef etmemesi, onu zayi etmemesi için o kadar ehemmiyet veriyor ve dikkat ediyorsa, kendisini ebedi azaba veya kurtuluşa erdirecek olan iman gibi büyük bir serveti başkalarının eline kayıtsız ve şartsız teslim etmez. En azından akıl bile bunu gerektirir, değersize bile verilen önem düşünüldüğünde paha biçilemez iman konusunda bu kadar hoyrat davranabilecek birisinin akıllı olduğu sadece bir iddiadan ibarettir.
İşte “İman Kapısının Kılavuzları” yazı dizimizde inşaallah bu vazifeyi üstlenecek ve insanı gerçek anlamda bir imana kavuşturacak olan kavramları doğru bir şekilde açıklamaya gayret edeceğiz. Gayret bizden, muvaffakiyet ise Allah’u Teala’dandır.
İman kapısına ulaştıracak olan kılavuzlardan ilki “Rabb” kelimesi olacaktır. Çünkü bu sıfat, insanın imanını için geçerli kılacak bir sıfat olmakla beraber Allah’u Teala’nın yegane terbiye edici, rızık verici, işleri çekip çeviren, onları düzenleyen, tek hakim, gerçek otorite olarak kabul etmekle anlamını bulur. İşte bu önemi sebebiyle şeytanın da en önemli ilgi alanı ve destekçilerinin yardımı ile insanları Sırat-Mustakim’den ayırdığı en önemli noktadır. Bu önemi nedeniyle ilk konumuzu Allah’u Teala’nın Rabb sıfatı meselesine ayıracağız vesselam.








Yorumlar
Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!
Üyeliksiz yorum yapma seçeneği ehli küfr'ün sokak ağzı ile küfür eden yorumları nedeniyle kapatılmıştır. O nedenle yorum yapacak olanların öncelikle siteye üye olmaları ve giriş yapmaları gerekmektedir. Anlayışınız için teşekkür ederiz.