İman Kapısının Kılavuzları 2

21 Temmuz 2010 Yazan  
Kategori Risaleler

İman kapısının kılavuzları yazı dizimizin daha net anlaşılabilmesi için konuya direk olarak buradan başlayan okuyucularımızın öncelikle bütünü kavramak adına İman Kapısının Kılavuzları 1 konusundan başlamaları faydalı olacaktır inşaallah

-Bismillahirrahmanirrahim-

İnsanları Sırat-ı Müstakim’den ayırmaya yeminli olan şeytan ile beraber ona yardımcı olan belamların ilk hedefinde olan sıfat ve kavram Rabb’dir ki insanlar Rabb olarak Allah’u Teala’yı kabul etmeksizin imanları geçerli olmamaktadır. İşte şeytan, şeytanlaşmış yoldaşları sayesinde bu sıfatın gerçek anlamını gizlemek yahut anlamı dışında manalandırarak anlaşılması gerekenin anlaşılmaması adına büyük uğraşlar vermektedirler. Şu anda dünya üzerinde kendilerinin Müslüman olduklarını iddia eden bir çok insan da bu titiz çalışma sonucunda iman ettiklerini sanan ama aslında müşrikçe bir hayatı yaşadıklarının farkında olmaksızın cehenneme doğru yol almaktadırlar. Her ne kadar sapma sebepleri onları saptıran belamlar, hocalar, alim geçinenler olsalar da yine de cehaletlerinde mazur değildirler ki zaten sitemizde cehaletin mazeret olmadığına dair yazılarımızdan istifade edebilirler.

Çünkü samimi Müslüman’a yakışan bilmediğini sormak, sorduğu ve aldığı bilginin delilini sormak, aldığı bilgiyi başka kaynaklarla doğrulatmak sonrada bununla amel etmek şeklinde olmalıdır. Sorgusuz sualsiz itaat dinini başkalarının eline teslim etmek ancak akılsızların sıfatıdır ki hiç bir samimi Müslüman delili olmayan bilgiye dayanarak amel işlemez. İşlediği her amelin de Allah’u Teala’nın rızasına uygunluğunu araştırmak ve bilmek mecburiyetindedir. Bu sebeple bilmeyip, araştırıp sormayıp, ihmalkarlık veya tembellik eden yaptığından sorumludur ve bu kendisini de mazeret sahibi kılmayacaktır.

Günümüzün tağut yardakçıları, sahte hocaları ve belamlarının şeytanın da telkini ile anlamı dışında aktardıkları yahut hiç üzerinde durmadıkları kavram, Allah’u Teala’nın sıfatı olan “Rabb” kelimesidir. öncelikle Rab kelimesinin anlamını ele alalım biiznillah.

Rab nedir? sorusunun uzun ve tafsilatlı açıklaması yine sitemizde Rab Nedir? konusunda detaylıca açıklanmıştı. O nedenle tafsilatı ile burada ayrıca bahsetmeye gerek görmedik o nedenle özetle Rab;

İtaat olunan, rızık veren, ıslah ve terbiye eden, yegane otorite, her şeyi çekip çeviren, emirlerine uyulup yasaklarından kaçınılan, efendi, sahip, kanun koyucu anlamlarına gelmektedir. Kur’an-ı Kerimde’de sıklıkla vurgusu yapılan Allah’u Teala’nın tam anlamı ile kavranılması şart olan sıfatıdır. İşte hemen devreye şeytan ve onun yardakçısı yakın geçmiş ve günümüzde çokça bulunan sözde alimler giriyor. İnsanların Rab sıfatını Allah (azze ve celle) ile aynı gösteriyor, günümüzde yolda birini çevirsen sorsan “Rab ne demektir?” diye o hemen Allah (azze ve celle) diyecektir. Çünkü şeytan ve yardakçıları bunun böyle anlaşılması için çok gayret sarfetmiş ve bu yolla şu an kendini Müslüman sanan büyük müşrik kitlelerinin oluşmasına vesile olmuşlardır.

Rab, mana bakımından yukarıda açıklandı, Rab ancak Allah’u Teala’nın bir sıfatıdır ama mana itibari ile Allah (azze ve celle) anlamına gelmez. Zaten böyle olsaydı Kur’an-ı Kerim’in bir çok yerinde Allah (azze ve celle) kelimesi ile Rab kelimesi aynı yerde anılmazdı şöyle ki;

“Hamd, alemlerin Rabb‘i Allah içindir” (Fatiha Suresi 1. Ayet Meali)

“Hayır, hayır! Kim özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah‘a tertemiz döndürür ve teslim ederse, işte onun Rabbi katında ecri vardır.” (Bakara Suresi 112. Ayet Meali)

“De ki: “Allah hakkında bizimle didişmeye mi gireceksiniz? Oysa O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir.” Bakara Suresi 139. Ayet Meali)

Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim’le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, ona: “Benim Rabbim O’dur ki, hem diriltir, hem öldürür.” dediği zaman: “Ben de diriltir ve öldürürüm.” demişti. İbrahim: “Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!” deyince o inkâr eden herif şaşırıp kaldı. Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Bakara Suresi 258. Ayet Meali)

“… Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdırsın ve herbiri yazarken Rabbi olan Allah‘dan korksun da haktan birşey eksiltmesin…” (Bakara Suresi 282. Ayet Meali)

“De ki: “Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’am Suresi 162. Ayet Meali)

Bu ve benzeri örnekleri çoğaltmak mümkündür ki ayetlerden net bir şekilde de görebildiğimiz gibi Allah (azze ve celle) aynı zamanda Rabb’dir de. Yani Allah (azze ve celle) ismi,  ile yaratıcı ve diğer tüm isimlerinin bir araya toplandığı tüm noksanlıklardan münezzeh olan Zat (azze ve celle)’ın adıdır. Rabb sıfatı ise yukarıdaki açıkladığımız sözlük ve ıstılah anlamlarının barındırdığı bir sıfattır. Zaten İslam tarihinden günümüze tüm tartışılan meseler de zaten bu sıfat ve anlamı üzerine olmuştur. Ebu cehiller, ebu lehebler, firavunlar işte hep Rabb’lik noktasında inkara sapmışlardır. yoksa bunların hiç birisi Allah (azze ve celle)’ın varlığını inkar etmiyorlardı, onların inkar ettikleri kelime manası ile beraber Rabb ve Rablik müessesesi idi.

Bu durumu en iyi şekilde izah edecek olan bir kaç ayeti sizlerle paylaşmak isterim ki;

“Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar?” (Ankebut Suresi 61. Ayet Meali)

“Andolsun onlara: “Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?” diye soracak olursan, şüphesiz: “Allah” diyecekler.” (Ankebut Suresi 63. Ayet Meali)

“Şayet onlara: “Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye soracak olursan, elbette “Allah’tır” diye cevap vereceklerdir.” (Lokman Suresi 25. Ayet Meali)

Bu ve benzeri ayetler değişik surelerde çokça yer almaktadır, görüldüğü gibi müşrikler O’nun Allah (azze ve celle) ismine ve onun anlamına itiraz etmiyorlar bilakis sorulduğunda gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı hareket ettirenin, yağmur yağdıranın, öldüren ve diriltenin  Allah (azze ve celle) olduğunu teyit ediyorlar. Peki Allah (azze ve celle)’ı kabul ettikleri halde neden müşrik olarak anılıyorlar? İşte işin hakikati buradadır ki onlar Allah’u Teala’nın Rabb olmasına itiraz ediyorlar ve bu şekilde müsebbibleri de müşrik oluyor. Peki bu itiraz nasıl oluyor dersek hem konumuz daha da bir aydınlanır hem de meseleleri kavramak çok daha kolay olur biiznillah.

“(Firavun şöyle) dedi: “Öyleyse ikinizin Rabbi kimdir, ya Musa?” (Taha suresi 49. Ayet Meali)

“(Firavun dedi ki:) Ben sizin en yüce Rabbinizim.” (Naziat Suresi 24. ayet Meali)

“Bunun üzerine sihirbazlar secde ederek yere kapandılar. Biz: “Harun ve Musa’nın Rabbine îmân ettik.” dediler.  (Firavun): “Size izin vermemden önce ona îmân mı ettiniz? Muhakkak ki o, gerçekten size sihir öğreten, sizin büyüğünüzdür (ustanızdır). Bu durumda mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Ve sizi mutlaka hurma ağacına asacağım. Ve böylece hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcı (imiş) gerçekten bileceksiniz.” dedi. “ (Taha Suresi 70. – 71. Ayet Meali)

“Bize gelen mucizeler karşısında asla seni tercih etmeyiz (üstün tutmayız). Çünkü bizi, O yarattı. Bu durumda sen, yapacağını yap. Fakat sen, ancak bu dünya hayatında yaparsın.” dediler. (Taha Suresi 72. Ayet Meali)

Evet, yukarıdaki firavun ile ilgili ayetlere benzer ayetler Kur’an’ın değişik surelerinde firavun mantığında olan diğer kafir ve müşrikler içinde mevcuttur. Firavun ben sizin Allah’ınızım demiyor ben sizin en yüce rabbinizim diyor. Hatta büyücüleri de diyor ki o bizi yarattı… Yani burada yüce Yaradan’ın Allah (azze ve celle) olması konusunda ne firavunun ne de büyücülerinin ne de ebu cehiller ve ebu leheblerin bir sıkıntısı yok. Sıkıntıların tümü Rabb olması üzerine. İsterseniz şimdi Rabb nedir bir kez daha hatırlayalım ve  O’nu (azze ve celle) Rabb yapan sebeplere bakalım;

  • O (azze ve celle) Rabbimizdir! çünkü bizler onun yasakladıklarına yasak der, serbest bıraktıklarını da yaparız.
  • O (azze ve celle) Rabbimizdir! çünkü her hangi bir meselede ve özellikle işlenmesinin zilletle boyun eğmek manasında geldiği itaat etmeyi kendisine yaparız. O’na itaatsizliğe sevkedecek olan her şeye karşı durarız.
  • O (azze ve celle) Rabbimizdir! çünkü işlenen suçlar ve cezalarına dair bize O (azze ve celle) ne emretmişse onu alır, uygularız, böylece de onun terbiyesi ile terbiyelenir ve böylece ıslah olunuruz.
  • O (azze ve celle) Rabbimizdir! çünkü O (azze ve celle) bizim rızık vericimizdir.
  • O (azze ve celle) Rabbimizdir! çünkü O’nun emir ve yasakları ile çelişen tüm emir ve yasaklara karşı gelip reddetmekle O’nun Rabbliğini tastik ederiz.

Neden Allah’u Teala bizim Rabbimizdir? sorusunu yine Rabb kelimesinin anlamları ile açıkladıktan sonra Allah’u Teala’yı hangi durumlarda Rabbimiz olarak saymazmışız aslında bunu da görmüş oluyoruz. Nasıl ki firavun hükmettiği topraklar dahilinde insanlara iş, aş imkanı sunduğu ve böylece rızıklandırdığı,  kanunları ile onları terbiye edip kendince ıslah ettiği, emir ve yasakları ile kendi otoritesine boyun eğdirdiği için kendisini, yönettiği halk üzerinde rab olarak görüyor, (haşa) Musa (a.s) Rabbi olan Allah (azze ve celle) karşısında da daha büyük bir rab olduğunu iddia ediyordu bunun içinde firavun oluyordu.

Gerek islam tarihinde gerekse de muteber selef-i salihin alimlerin eserleri içinde gerekse de Arap dilinde Rab kelimesinin mahiyetinin buraya kadar anlatageldiğimiz amanyı kapsadığını rahatlıkla görebiliriz. Kur’an’dan buna örnek vermemiz gerekirse eğer;

وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُ نَاجٍ مِنْهُمَا اذْكُرْنِي عِنْدَ رَبِّكَ فَأَنْسَاهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّهِ فَلَبِثَ فِي السِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ

“İkisinden, kurtulacağını sandığı kimseye Yusuf: “Rabbinin yanında beni an” dedi. Ama şeytan efendisine onu hatırlatmayı unutturdu ve Yusuf bu yüzden daha birkaç yıl hapiste kaldı.” (Yusuf Suresi 42. Ayet Meali)

Çoğu Kur’an mealinde bile bile bu ayetteki Rabb kelimesi “Efendi” olarak yer almaktadır bu anlamlandırma doğru olmakla beraber insanların gözünden Rabb olma özelliğini kaçırıp belamlıklarının ustalığını konuşturan müşriklerin şeytanlıklarını da görebiliyoruz. Zaten Rabb kelimesinin aynı zamanda efendi anlamına geldiğini belirtmiştik ama Rabb’e efendi dendiğini bu mealden anlayamıyoruz ki anlasak zaten olay bitmiş olacak. Arapçada ve hatta yasaklanana kadar Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesselam) zamanında çocuklar babalarına Rabbim derlerdi ki arapça da anlam itibari ile babalar çocukları terbiye ettiği, onlara yiyecek içeçecek yani rızık taşımaya vesile oldukları için böyle adlandırılırdı. Son olarak bu konuda bir çok tefsirde bulabileceğiniz “Onlar, Allah’dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah’dan başka hiç bir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.” ( Tevbe Suresi 31. Ayet Meali ) ayetinin açıklaması olan Hadis-i Şerif’i hatırlayalım;

“Tay kabilesi reisi olan Adiyy bin hatem şöyle der. Mekke fethedildiği gün ben Hırıstiyan olduğum için Mekke’den kaçtım .Bacım ise müslümanlara köle oldu . Zamanla rasulullah bacımı serbest bırakarak azad etti . Bacımda islamı tanıdığı için müslüman oldu . Bunun üzerine Mekke dışına çıkarak beni aradı ve akrabalarımın yanında beni buldu ve “ müslüman olduğunu , İslam dininin çok güzel bir din olduğunu , islam’ı bize yanlış anlatmışlar, eğer Hz. Muhammed’den özür dileyip müslüman olursan senin için çok iyi olur . Hem mekke senin yurdun , kabile reisi olman itibariyle bir sürü malında vardır.Tekrar söz sahibi olabilirsin “ diyerek beni ikna etti . Bende geri geldim .Mescidde Rasulullah’ı etrafında sahabelere “Onlar, Allah’dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler,”Tevbe 31” ayetini okurken gördüm ve boynumda gümüşten bir Hac olduğu halde yanına geldim .Ey Allah’ın rasulu ; ben eskiden Hırıstiyandım ve Hırıstiyanlığı iyi bilirim . Biz hiç bir zaman alimleri , rahipleri rab edinmedik , onlara ibadet te etmedik dedim . Bu ayette Allah (c.c.) ne demek istemiş dedim der. Bunun üzerine Hz. Muhammed : “Ey Adiyy ! çıkar o boynundaki putu “. Bende çıkardım . “Ettiniz Adiyy , ettiniz “ dedi. “O rahipleriniz , alimleriniz size Allah’ın kitabına muhalif olarak helal ve haram koymadılar mı ?” Bende evet ya rasulullah ; onlar okumuş kimselerdi, böyle yaparlardı . Bunun üzerine “ işte onların bu yaptıkları Rabb’liktir . Sizinde onların dediklerini benimsemeniz , uymanız onlara ibadetinizdir “ dedi. “

Ne kadar açık ve net değil mi? Allah (azze ve celle)’ın kanunları ile, O’nun emir ve yasakları ile çelişen, onu iptal eden kanun, söz, fiil, her ne olursa olsun onlara uymak, tabi olmak Allah’u Teala’dan başka Rabler edinmektir. Kişi istediği kadar “Rabbim Allah” desin tabi olduğu emirler, yasaklar, kanunlar ne ise onun hazırlayıcı olanlardır onun rabbi. Kişi emir ve yasakları, hayat nizamını Allah’u Teala’dan alıyorsa ne mutlu, aksi halde O’nun rabbi tıpkı firavuna itaat edip onu rab olarak izafe eden insanlar gibi müşrikliktir, kafirliktir.

Bilineceği üzere fıkıhtaki bir kaide bu konuda da son noktayı koyuyor;

Allah’u Teala’nın zati veya subuti bir sıfatını bir mahlukta (yani yaratılmışta) görmek onu İlah edinmektir. (Allah’u Teala’nın Rablik sıfatı ve bu sıfatı oluşturan anlamları ile beraber düşünün)

Sonuç olarak, insan kendisine şunu soracak ki “Benim Rabbim Allah (azze ve celle) mi?” Bu soruya yanıt vermesi için öncelikle şunları yanıtlamak zorundadır;

  • Allah’u Teala’nın emir ve yasakları (kanunları) ile günümüzün emir ve yasakları (kanunları, anayasası) çatıştığında ben günümüzün emir ve yasaklarını elimin tersi ile itip, “Hayır! benim Rabbim Allah’dır” diyebiliyor muyum?
  • Çalıştığı işyerinde iş saatleri veya patronun izin vermediği için namazı terkeden, eğer onu dinlemezsem işimden atılırım diye sankiş rızık verici patronuymuş gibi görmüyorsa ve “sen kim oluyorsun da Allah’a itaatten alıkoyuyorsun, yahut bana ne oluyor ki rızık verenim Allah’u Teala olduğu halde o’na itaat etmiyorum! diyebiliyormusun.
  • Allah’u Teala’nın yasakladığı şeyleri yapmayarak, bunu yapanlara tabi olmayarak, bir de utanmadan O’nun yasakladıklarını serbest bırakmakla beraber ayrıca bunu sistemleştirenlere tabi olmuyor, desteklemiyorsan!
  • Allah’u Teala’nın kanunlarına apaçık zıt kanunlar yapan parlementerlere ve onların sistemlerine gerek oy vererek gerekse de kalben buğzederek yaşıyorsan!
  • Çoğunluğun dediği, çoğunluğun düşündüğü gibi değil de buraya kadar deliller ile anlattığımız şekilde inanıyor, azınlıkta olduğunu düşünmek ise senin fitnen olmuyorsa! Hak neyse ona tabi oluyorsan (Tıpkı Resulullah -sallallahu aleyhi vessellem-in ne kadar azınlıkta olduğu, tıpkı İbrahim aleyhisselam gibi ne kadar da azınlıkta olduğunu anlayıp kavrayabiliyorsan)
  • Demokrasinin ve Hubel putunun ne dediği ile değil Allah’u Teala’nın ne dediği seni ilgilendiriyorsa

O zaman senin rızık verenin, seni kanunları ile terbiye edenin, senin yegane otoriten, senin hakimin, senin ibadet ettiğin zat Allah (azze ve celle)dır ve böylece de Rabbin ancak O (azze ve celle)’dur.

Bir dahaki kavram ve detaylı anlamı konusunda buluşmak,  İman Kapısının Kılavuzları yazı dizisinin bir diğerinde görüşmek üzere (inşaallah) Esselamualeykum…

Yorumlar



Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!

Üyeliksiz yorum yapma seçeneği ehli küfr'ün sokak ağzı ile küfür eden yorumları nedeniyle kapatılmıştır. O nedenle yorum yapacak olanların öncelikle siteye üye olmaları ve giriş yapmaları gerekmektedir. Anlayışınız için teşekkür ederiz.