| 02 Temmuz 2009
CEMİYETLEŞME VE
a) Cemiyet ne demektir?
Cemiyet, insan topluluğu demektir. Yalnız bu topluluk, gelişi güzel, rastgele bir topluluk değildir; başı-sonu belli olan, emir ve maiyyeti bulunan, bir nizama göre kurulan, emir komuta zincirine riayet eden, hak ve salahiyeti belli; hizmet sahası, hedef ve gayesi bilinen bir kuruluştur. Bu vasıflara sahip olmayan insan topluluklarına cemiyet değil, kalabalık denir.
Cemiyet demek kalabalık demek değildir: ,,Devlet” de milletin organize edilmiş, başı sonu mâlum olan ve bir nizama göre çalışan halidir, şeklidir.
Cemiyet, en azından üç kişiden, üç kişinin nizama göre bir araya gelmesiyle başlar. Ekseriyeti için bir sınır yoktur; binlere, milyonlara baliğ olabilir.
Cemiyetiıı ve cemaatleşmenin önemi:
Dinimizde cemiyetleşmenin ve cemaat haline gelmenin önemi büyüktür. Çünkü kalabalıklar, sayıları çok da olsa, hizmet icra edemezler, her kafadan bir ses gelir, disipline edilmemiştir... Değerlerin korunması, hizmetlerin ifâsı ancak cemaatleşme ile olur. Müslümanlar bir araya gelecek, kendilerine bir emir seçecekler, aralarında bir iş bölümü yapacaklar, önünü ve sonunu belli edecekler ve nihayet emir-itaat prensibine ve istişare esasına harfiyyen riayet edeceklerdir...
Bu, İslam’ın sadece bir tavsiyesi değil, aynı zamanda bir emridir. Çünkü, müşterek davalar, müşterek hizmetler vardır. Bunlar ancak cemaat halinde yürütülebilir. Buna dair birçok ayet-i kerime ve birçok hadis-i şerifler vardır.
Ezcümle:
,,(Ey mü’minler!) Allah’ın ipine (Kur’an’a) cemiyet halinde sarılın, bölünüp parçalanmayın!..” (Ali İmran, 103)
Görüldüğü üzere; Kur’an’a sarılma, Kur’an’dan faydalanma bile cemiyet halinde olmayı gerektirirse diğer işleri artık siz düşünün...
Allah’ın rahmetinin inmesi, nusretinin gelmesi cemiyet halinde olmamıza bağlıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
,,Allah’ın yardım eli cemaatle beraberdir.” Keza, Allah’ın sevgisini kazanmanın yolu da bir araya gelip, malzemesinin parçaları arasında kurşun dökülerek kenetlenmiş ve yekpare haline gelmiş bir bina gibi, cemiyetleşmekten, gerek hazerde ve gerekse seferde bir safta toplanıp savaşmaktan ve çalışmaktan geçer. Cenab-ı Hak Saf suresinin 4. ayetinde şöyle buyurur: ,,Haberiniz olsun ki; Allah kendi yolunda bünyan-ı marsus gibi saf bağlayarak savaşanları sever.”
Peygamberimiz de birçok hadis-i şerif’lerinde cemiyetleşmenin önemine işaret etmiş, ,,Üç kişi bir araya geldiğinde içlerinden birini kendilerine emir seçsinler” diye tavsiye etmiş, ,,Başlarında bir emir olmadan hareket etmelerinin” günah olduğunu ifade etmiştir.
İşte; cemiyetleşmenin ve cemaatleşmenin şekli ve önemi! Fertler bir araya gelecek; kimi taş, kimi çakıl, kimi demir, kimi çimento olacak ve bu parçalar iman ve ihlas kurşunuyla birbirlerine kenetleşmiş, sarsılmaz yıkılmaz bir kale olacaktır. İslam’ın istediği cemiyet işte budur ve böyle olacaktır. Ve böyle bir cemaatin ismi de Kur’an diliyle ,,Rabbaniyyün”dur, ,,Hizbullah”tır, yani Allah askerleridir.
Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz cemiyetleşme ve cemaatleşme hakkındaki emir ve tavsiyeleri bizzat kendisi tatbik etmiş; Mekke’de kurduğu cemaati Medine cemaatiyle birleştirerek İslam Devleti’ni kurmuştur.
Binaenaleyh; devletlerini kaybetmiş müslümanlar ne yapacaklar? Hemen bir araya gelip en az üçkişiden müteşekkil bir cemiyet kuracak, her yerde kurulan bu cemiyetler bir araya gelerek daha büyük daha güçlü bir cemiyet meydana getirecek ki, işte bu da devlettir. Demek oluyor ki, cemiyetler hem küçük çapta bir devlet numünesi hem de devlete giden bir yoldur...
b) Emir komuta:
Yukarıda da görüldüğü üzere, cemiyetleşmede emir-komuta esastır; yukarısı da aşağısı da olacaktır, altı üstü olacaktır. Bir nizam, bir organizasyon olacaktır, merkezi ve muhiti olacaktır. 0 halde:
Her şeyden önce cemiyetin kuruluş tarzını ve çalışma şeklini gösteren bir nizamnâmeye, bir tüzüğe ihtiyaç vardır.
Allah’a hamdolsun! Bizim fikir aramaya, yeniden tüzük yapmaya ihtiyacımız yoktur; Kur’an ve sünnet, icma ve kıyas cemiyetleşmenin asıl ölçülerini ve genel esaslarını getirmiştir. Binaenaleyh; bizlere düşen sadece İslam nizamına göre evvela başımıza bir emir getirmektir, o emirin yardımcılarını getirmektir ve üyeleri kaydetmektir: Demek oluyor ki, cemiyetleşmede üç unsur var: Emir, idareciler ve idare olunanlar.
Tabii uyeler:
Önce idare olunanlardan başlıyalım: Bunlar cemiyetleşmenin temelini teşkil eden unsurlardır, fertlerdir, üyelerdir. Bunlar alt yapıyı ve tabanı teşkil ederler ve isimlerini deftere kaydettirirler, aidatlarını da muntazam bir şekilde öderler,
Her müslüman; İslam cemiyetinin tabii üyesidir, mutlaka kaydolacak, cemiyet ve cemaatini bilecek; hizmet ve hedefini bilecek, emirini tanıyacaktır. Emirini tanımadan; cemiyet ve cemaate katılmadan ölürse kötü bir ölümle ölmüş olur. Peygamberimiz (s.a.v.), ,,...Her kim ki boynunda bey’at olmayarak ölürse cahiliyet ölümüyle ölmüş olur!” (Müslim) buyuruyor.
Hangi Cemiyet:
Evet; her müslüman cemiyetin tabii üyesidir. Ama, hangi cemiyetin? İşte bu noktada müslüman duracaktır; burası yolların ayrıldığı bir noktadır!.. Özellikle zamanımızda bu gaye ile kurulan cemiyet ve cemaatler çoktur. Bunların hangisini seçecek, hangisine üye olacaktır? Bu sorunun cevabını bulmada ve bilmede hayli zorluk çekecektir. Herkes ,,Benim” diyecek ve kendi tarafına çekmek isteyecektir...
İşte bu yol kavşağında acele etmeyecek, durup düşünecek ve danışacaktır. Sahte cemiyetleri değil, hakiki İslam cemiyetlerini bulup onlara üye olacaktır. Çünkü, dünyada hangi cemiyet ve cemaatle beraber olursa ahirette de o cemaatle haşrolacaktır. Üzüntü ile kaydedelim ki, bugün ortada kol gezen birçok sahte cemiyetler vardır, fakat bunların yanında hakiki ve sağlam cemiyet ise o bir tanedir. Ama hangisidir? Cevap şu:
Hangi cemiyet İslam Dini’nin tümüne ve bu arada İslam’ın siyasetine, İslam’ın devletine sahip çıkıyorsa, ,,namazı ve orucu İslam’dan ayırmak mümkün olmadığı gibi, devleti de İslam’dan ayırmak mümkün değildir” diyorsa işte hakikî İslam cemiyeti ve cemaati odur. Yoksa; ,,Bizim siyasetle, bizim devletle bir işimiz yoktur. Bizim imanımıza, ibadetimize karışan mı var?! Camilerin kapısı arkasına kadar açıktır... Biz siyasete karışmayız, biz siyaseti camiye sokmayız. Varsın siyasetçiler siyaset yapsınlar, devleti yürütsünler...” diyenler veya
,,Efendim güzel! Güzel ama hele onun zamanı gelmemiştir. Zamanı geldiğinde bizler de devletten, devletin siyasetinden bahsedeceğiz elbette...” diye kendilerini haklı göstermek isteyenlerin kurdukları cemiyetler ve cemaatler sahte cemiyetlerdir, zararlı cemiyetlerdir. Bunlar komünistlerden, kemalistlerden daha zararlıdırlar. Çünkü bunlar, İslam kisvesi altında İslam’ı yıkanlardır. İslam adına çıkıp İslam’ı parçalayanlardır. İslam namına çıkıp küfür saltanatını devam ettirenlerdir. İslam’ı devletsiz, devleti dinsiz bırakan ve buna rıza gösteren ve nihayet put rejiminin, tağut rejiminin sürüp gitmesine yardımcı olan, oylarıyla putçuları ve masonları destekleyenlerdir, onlara alt yapı olanlardır.
Bunlara ,,Yanm Müslüman” demek yerinde bir tabir olur. Çünkü, bunlar İslam Dini’nin yarısına, dört bölümünden ikisine sahip çıkıyor ve dini yarı yarıya bölüyorlar... Bunların vebâli, küfür ve kâfir düzenini sürdürenlerin vebâlinden daha ağırdır. Çünkü; yukarıda da dediğim gibi, küfür ve kâfir saltanatı bunların yardımıyla, bunların desteği ile ayakta durmakta ve devam edip gitmektedir. Bu sahte müslümanlar ve bunların kurdukları cemiyetler fasıklara, zalimlere ve kafirlere yardım etmektedirler. Belki de o maksatla kurulmuş cemiyetlerdir.
İtaat
Hakiki ve gerçek cemiyetinde yerini aldıktan ve kaydını yaptırdıktan sonra bu üye kardeşlerimize düşen, verilen emir ve talimatlara harfiyyen riayet ve itaat etmektir. Ulu’l-Emr’e itaatın Allah ve Resulü’ne itaat olduğuna inanacaklar, toplantıya çağrıldıkları zaman behemehal vaktinde o toplantıya katılmanın İslam’ın bir emri Olduğunu düşünecekler, şahsî ve ailevî işlerine tercih edeceklerdir.
Bununla beraber, müslüman kazandığı paralarla sadece midesini düşünmeyip ahiretini de düşünecek, Allah’ın azabından kendini satın alacaktır. Bu hususlarda Allah Resulü şöyle buyurur:
,,İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, o zamanın insanları sadece midelerini düşünürler.” (Camiüssağır)
,,Nefsini; bir hurmanın yarısı ile de olsa, (Allah’ın azabından) satın al!” (Camiüssağır)
Sonra müslüman ve mücahid kardeşlerimiz bilmelidirler ki, İslam davası yolunda verecekleri paralar kazançlarını azaltmayacaktır. Üstelik çoğaltacaktır; geriye kalan kazancına bereket getirip kat kat çoğaltacaktır. Ahirette de sevabını bol bol alacak, cennetin nimetlerine nail olacaktır. Gerçek malı budur; bu mal çalınmaz ve çırpılmaz. Çünkü, bu mal Allah’a borç verilen bir maldır, bir paradır. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
