HAMLELER

İleriki sayfalarda daha etraflı görüleceği üzere, ,,İki günlük kazancı birbirine müsavi olan aldanmıştır!” Peygamber sözünün tehlikeli gördüğü duruma düşmemek için yerimizde sayamayız; bazı sahalarda yeni yeni hamleler yapıp hizmeti daha da ileri götürmeye ve bu surette Hakk’ın hakimiyetinden ibaret olan hedefe adım adım yaklaşmaya mecburuz. Harekette bereket vardır, rahmet vardır, Allah’ın yardımı vardır. ,,Ceptekini sarf et gaybdaki gelsin!” şeklindeki kelâm-ı kibara göre, biz elimizdeki imkânları kullanırsak, bazı hamleler yaparsak, gayb aleminin kapıları açılacak, yeni yeni imkânların zamanı, yeni yeni hamlelerin zemini kendilerini gösterecektir. Yapılması mümkün olan hamlelerden bir kaçına burada işaret edeceğiz:

1- Eğitim ve tebliğde hamle:

Eğitim ve tebliğ mevzuunda iki mesele vardır. Bunlardan biri eğitilecekler, diğeri de eğitim vasıtalarıdır.

Eğitilecekleri, daha doğrusu eğitime ve tebliğe muhtaç olanları da sınıflandırmaya tabi tutarsak, ilk önce hatırımıza gelecek olanlar çocuklardır; her okul seviyesindeki gençlerdir. İşte onları eğitmek ve yetiştirmektir. Bir babanın, bir hocanın yapacağı en büyük hizmet, yarının büyükleri olan bugünün küçüklerını eğitmek ve öğretmektir; onlara şahsiyet kazandırmaktır.

Çocuk her şekli alabilen ve her kalıba konabilen bir bal mumu mesabesinde babasına ve hocasına teslim edilmiştir. Onu şekillendirecek, ona renk verecek baba ile hocanın işbirliğidir. Bir de o gaye ile kurulan cemiyet idarecileridir. Çocuk dünyaya gelirken, tabir ve teşbih caizse, üç boşlukla gelir; midesi boştur, kafası boştur, gönlü boştur. Bu üç boşluğu doldurmak ve doyurmak zorundayız. Midesini ekmek ve sair gıda maddeleriyle, kafasını ilimle, gönlünü de imanla doldurmak lazım. Baba bir taraftan çocuğunun karnını doyurup, sırtını giydirirken diğer taraftan da kafa ve gönül boşluğunu doldurmak üzere, çocuğunu hocaya teslim edecektir, etmelidir. Aksi halde çocuk boşlukta kalır, sallantıda kalır, cemiyet ve cemaata zararlı olur. Aç olamıyacağı gibi, ilimsiz, hele imansız hiç olamaz. Çünkü komünizm, demokrasi ve diğer zararlı cereyanlar aç midelere hitap ederek değil, daha çok aç kafalara ve aç gönüllere hitap ederek gelir.

0 halde aç bırakılmamanın yanında çocuğun ilimle mücehhez, imanla münevver olması kaçınılmazdır. Hoca temin etmek, öğretmene göndermek ve bu suretle insanlığa yardım etmek birliğimizin yapacağı işlerin başında gelmektedir. Bu hususta hamleler yapmak, imkanlar hazırlamak ve cesaretle bu işlere girmek ve girişmek gerekmektedir.

Devlete giden ve gitmeyi kendisine gaye edinen bir teşekkül, gençliğe mutlaka sahip çıkmalıdır, gençleri her yönüyle techiz etmelidir. Çünkü, gençlerdir mukaddes emanetleri teslim alacak, daha sonraki nesillere köprü kuracak, baba ocağını tüttürecek ve ecdat yâdigarlarını muhafaza edecek ve devam ettirecek olan yeni kuşaklardır.

Ayrıca cihad bayrağını taşıyacak, cephe önlerinde yer alacak ve savaş meydanlarında koşacak, yılmak yorulmak bilmeyen enerjik ve dinamik unsurlardır. Yaşlıların fikir ve tecrübelerini, gençlerin heyecan ve uygulama hareketleri, cesaret ve cevvaliyetleri takip ederse, hedefe varma ümit ve müjdeleri parlamaya başlar.

İşte; bu meziyyet ve özelliklerden dolayı olsa gerek ki, düşmanlar da davalarını gerçekleştirmede önce gençlerle haşır neşir oluyor. Fikriyatlarını önce onların dimağına enjekte ediyor, hazırladığı plan ve programını bu gençler vasıtasıyla uygulama safhasına koyuyorlar.

Bu itibarladır ki, gençlerine sahip olmayan bir cemiyet, bir millet hatta bir devlet kökünden kopmuş bir ağaca benzer. Kısa zaman sonra kurumaya ve yok olmaya mahkumdur.

O halde her şeyden önce ne yapıp yapıp gençleri bir araya getirmek ve onları techiz ve tenvir etmek en önde gelen ictimaî vecibelerdendir. Korkmadan, tereddüt ve şüphelere meydan vermeden, tam bir cesaret ve metanetle gençleri yetiştirmekle alakalı esbaba tevessül etmek, hatta şartları zorlayarak, mevzuatın da ötesine taşarak, bir takım rizikoları göze alarak hemen teşebbüse geçmek şarttır ve zaruridir. Bu millet evladını gönderir, bu millet onların maddi ihtiyaçlarını karşılar. Her şeyden önce bu milleti sevmek ve itimad etmek lazımdır ve başarının sırrı da buna bağlıdır ve nihayet burada da hizmet önden gidecek, para da arkadan gelecektir. Bütün bunlar denenmiş ve tecrübe edilmiştir.

Cemiyet elemanları:

Üzerinde önemle durulacak meselelerden biri de cemiyet elemanlarının eğitim ve öğretimidir. Çünkü bunlar cemiyet ve cemaatın belkemiğidirler. Bunlar aynı zamanda yönetici kadrolardır. Merkezi taşrada temsil eden, merkezden aldıkları mâlumat ve talimatı çevreye götüren, tebliğ eden, hizmetleri yerinde ve zamanında takip eden, edebilen unsurlardır. Ve nihayet halkla haşır neşir olan, merkezle çevre arasında köprü vazifesi gören kişilerdir.

Bu derece öneme sahip insanlar ihmal edilemez. Bunlar her şeyden önce sevilmeli ve sayılmalıdır. Taltif ve iltifata mazhar olmalıdırlar. Mesuliyetleri kendilerine sık sık hatırlatılıp bilgi ve görgüleri geliştirilmelidir. Yaptıkları yapabildikleri hizmetler az da olsa, takdir ve tebrik edilmeli, ileri dönük hizmetlerde tavsiye ve teşvik edilmelidirler. Hata ve ihmallerinin üzerine direk gidilmemeli, yerine göre musamaha ile karşılanıp aşk ve şevkleri kırılmamalıdır.

İki türlü idare şekli vardır. Bunlardan biri sert bir disiplindir. Görülen hataların ve ihmallerin üzerine yürümek, hiddet ve şiddet gösterip müsamahasızca tecziye yoluna gitmektir. Diğeri de tatlı ve yumuşak bir idare şeklidir. Gönüllere hitab ederek, ruhları hareket ve heyecana gark ederek, aşk ve şevki arttırarak ve nihayet mesuliyeti hatırlatıp başarının ümid ve müjdesini vererek, cesaretlerini artırıp moral takviyesi yaparak, hata ve ihmalleri telafi cihetine gitmektir.

Kanaatimce, ikinci şekil idare birinci şekil idareden, idarecilikten daha verimlidir, daha toparlayıcıdır ve daha yetiştiricidir ve hatta sevgi ve saygı bağlarını kuvvetlendirmeye daha müsaittir. Birinci idare tarzı ise, çok defa fayda yerine zarar, saygı yerine husumet, kazanma yerine kaybetme getirir.

Binaenaleyh, idareci sert bir disiplin kullanmadan ziyade yumuşak bir idare tarzı takip etmeli, mesuliyetinin ağırlığını ruhlarda hissettirmelidir. İdareci maiyyetini o hale getirmelidir ki, hatasını veya ihmalini gördüğü zaman kendi kendini hesaba çekmeli ve vicdan azabı duymahdır.

İşte; gerek idareciyi ve gerekse idare olunanın eğitimi böyle olacaktır. Eğitimde öğretmekten ziyade inandırmak esastır. İdarecilerini böyle bir seviyeye ulaştıran teşkilat, artık her şeyi yapar ve yapabilir.

Cami cemaatı:

Teşkilatın esas gövdesini, büyüklüğünü gösteren, her yerde ağırlığını koyabilen, paraya kaynak teşkil eden cami cemaatıdır. Böyle olunca cami cemaatı ihmal edilemez. İdare bir vücudun beyni, gözü, kulağı ise, cami cemaatı da o vücudun gövdesi eli ve ayağıdır. Ne beyinsiz bir vücut bir şeye yarar ne de gövdesiz.

Cemaatı eğitmede de ön planda gelen mesele onları sevmek ve onlar tarafından sevilmektir, onlara güvenmek ve onların güvenini kazanmaktır. Sevgi ve saygı tesis etmeden, karşılıklı güven ortamı sağlamadan ne yapılsa boşunadır, tutunmaz, tesir etmez. Gerek idareci kardeşlerimiz ve gerekse hocalarımız her haliyle kendilerine çeki düzen verecekler, İslam’ı bütünüyle yaşayacaklar, ondan sonra cemaatın karşısına çıkıp onları yetiştireceklerdir. İslam’in Peygamber’ i (s.a.v.) öyle yapmışlardır, çığır açan âlimler öyle yapmışlardır.

Bundan sonra idareci ve hoca kardeşlerimizin yapacakları iş, cemaatın bilgi ve kabiliyet seviyelerini tesbit, psikolojik yapılarını teşhistir. İşte bundan sonra vereceğini verecektir ve verdiği de tutacaktır. Ve işte o zaman ,,Bünyan-ı mersus” cemaatı teşekkül edecek, hedefe varılmış olunacaktır.

Cemaatı yetiştirme yolları:

Vaaz ve hutbeler, namaz vakitlerinden önce veya sonra belli bir vakitte tefsir, hadis, siyer ve fikıh gibi kısa kısa dersler ve sohbetler, ev sohbetleri, haftanın belli bir vaktinde toplu halde cemaat-ı kübra namazları ve zikir halkaları ve saire.

Camiye-cemaata gelmeyenler:

Eğitim ve öğretimin mühim bir kolu da camiye ve cemaate gelmeyen vatandaşlarımızdır. Allah’a kul Peygamber’e ümmet olan her müslüman; özellikle birliğimiz bu insanların manevî feryatlarına kulak vermeli, ellerinden tutup onları içine düştükleri hastalık ve bataklıklardan kurtarmalıdır. Bu, bir zarurettir, en mühim hizmettir, ağır mesuliyet taşıyan bir ilahî emirdir ve aynı zamanda bir tebliğdir!..

Bu nasıl olacak?

Bu insanları eğitmenin, İslam’ı onlara tebliğ etmenin en kestirme yolu, onlarla doğrudan doğruya temas etmektir, onların evlerine, yanıbaşlarına gitmektir veya onları zaman zaman evlerimize, sohbetlerimize davet etmektir. Hemşehrilik, akrabalık ve nihayet vatandaşlık bağ ve duygularını da harekete getirerek onlara hayatın manasını, insanlığın yolunu ve dinin ne demek olduğunu, insanlığa ne getirdiğini, ecdadımızın bu dine olan hizmetlerini, ancak dine bağlılıkla dünya varlıkları değer kazanabileceğini ve bir cümle ile İslam’ın tebliğatını yapma ve anlatma hepimizin görevi olduğunu anlatacağız ve anlatma mecburiyetindeyiz. Çocuklarını da İslam adına camiye getirip hocaya teslim etmek, onlara da İslam’ı tebliğ etmek en mühim vazifelerimiz arasındadır.



Yazarın diğer yazılarını göster >>