| 01 Temmuz 2009
Takiyye, bir kimsenin hakikatte sahip olduğu görüş ve inancını saklaması, Sadece bozuk fırkaların, özellikle Şiilerin bozuk inanışlarını gizleyerek, kendilerinin Ehl-i sünnet (Peygamber efendimizin ve Ashabının) yolunda olduklarını söylemeleri olarak ta tarif edilir.
Şevkani’nin birkaç kitabı mesela İrşadü’l-Fuhûl kitabı uzun incelenirse, onun takiyye yaptığı görülür. Yani Şianın kollarından olan Zeydi fırkasından olduğunu saklamakta, kendisini Ehl-i sünnet olarak tanıtmaktadır. Çünkü Şiilerin, Ehl-i sünnet arasında bulununca, takiyye yapmaları farz imiş. (M. Sıdık Gümüş)
Ehl-i sünnet itikadından ayrılmış olan bozuk fırkalar, korkudan saklanmış veya takiyye yapmışlardır. Bu halleri de onların bid’at sahibi olduklarını göstermektedir. (Şah Veliyyullah-i Dehlevî)
İslamın ilk dönemlerinde can emniyeti için izin verilmiş olan takiyye, günümüzde kendilerinden olmayan herkese karşı siyasi ve itikadî anlayışlarını gizleme maksadıyla uygulanmıştır. Takiyye can ve ırz tehlikesi olduğu zaman zalim ve kâfirlere karşı kullanılacak bir silahtır. Ancak ayrı anlayışta olan bir başka müslüman kesime karşı kullanılamaz. Şianın bid’at sahibi olmasının nedenide budur. Ayrıca kişinin çıkarından çok ümmetin çıkarı dikkate alınarak uygulanması gerekir.
Tehlikeli bir durum ortaya çıktığı zaman takiyye yapılıp yapılmayacağı, bu durumla karşı karşıya kalan müslümanın imanı çerçevesinde vereceği karara bağlıdır. (Şamil İslam Ansiklopedisi)
İmam-ı Serahsî; Bir mü’minin ölüm ve işkenceden kurtulmak için, olduğundan başka türlü görünmesi ve davranmasına takiyye denir” (İmam-ı Serahsî, el-Mebsut C:XXXIV S:45)
Kur’an-ı Kerim’de; “Mü’minler, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler; kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur, ancak onlardan sakınmanız müstesnadır…” (Al-i İmran 28) buyrulmuştur. Bu ayet-i kerimede geçen “ancak onlardan sakınmanız müstesnadır” hükmünü izah ederken;
Ebu Bekir el-Cessas; “Hayatınızın veya bazı uzuvlarınızın imha edilmesinden korkmanız halinde inanmayarak (kalben mükreh olarak) onlara dost görünmeniz müstesnadır.” Buyuruyor. (el-Cessas, el-Ahkâmu’l Kur’an C:2 S:9)
Hanefi fukahası, bunun ikrah-ı mülci anında bir ruhsat olduğunda müttefiktir.
Tefsir-i Kurtubî’de; İmam Hasan el-Basri’nin (rha): “Müslümanlar için takiyye ruhsatı kullanmak kıyamete kadar caizdir. Ancak bu ruhsatın kâfirlere müdahane (dalkavukluk) ve şirin görünmek için kullanılması haram olur.” Buyurduğu kayıtlıdır. (İmam-ı Kurtubî, el-Camiu li Ahkamu’l-Kur’an c:4 s:57)
İmam-ı Serahsî; takiyyenin sadece kâfire karşı değil, ikrah-ı mülci anında zalim yönetimlere de uygulanabileceğini beyan ediyor. (İmam-ı Serahsî, el-Mebsut c:XXXIV s:45)
Takiyye ehl-i sünnet ve’l-cemaat mezhebinde, bir ruhsat olarak önemli yer tutar. Ancak şia da “Takiyye” usûl-ü dindendir.
İmam Kurtubî, takiyyenin mahiyetini açıklarken şunları beyan eder:
Yüce Allah’ın: “Ancak onlardan (takiyye yaparak) sakınmanız müstesna” buyruğu hakkında Muaz b. Cebel ile Mücahid şöyle derler: Müslümanların güçlenmesinden önce, İslam’ın yeni olduğu dönemlerde takiyye söz konusuydu. Bugün ise Allah İslamı mü’minlerin düşmanlarına karşı takiyye yapmalarına gerek bırakmayacak şekilde güçlendirmiş bulunmaktadır.
İbn Abbas der ki: Takiyye kalbi iman ile mutmain olduğu halde dili ile (imana aykırı) sözler söyleyip öldürülmemesi ve bir günah da işlememesi demektir.
El-Hasen der ki: Takiyye, kişi için kıyamet gününe kadar caizdir. Fakat öldürmede takiyye söz konusu değildir.
