İslamda Askerliğin Hükmü 5
Tağutların yardımcıları ve destekçileri ile savaşmak, Müslümanların icması ile vaciptir. Bu konuda ancak, tağutun hakikatini ve onu inkarın vücubiyetini bilmeyen ve tevhidin temellerinden ve gerekliliklerinden haberdar olmayan bir kimse şüphe edebilir.
Bu nedenle Şeyhu’l-İslam, Müslümanları zillete düşürmeleriyle, Mescidi Aksa’yı yıkmalarıyla, -kelimeyi şahadete ve bazı İslami şiarlara bağlı olduklarını iddia etmekle birlikte- Müslümanların mallarını yağmalayıp erkeklerini esir alarak yurtlarından çıkarmalarıyla dinin hürmetini çiğneyen Tatarlardan bahsederken şunları söylemektedir:
“Bunlardan ve başkalarından, -İslam şeriatının zahiri ve kesin olan hükümlerine bağlanmaktan imtina edenlere- İslam şeriatına bağlanana kadar savaşılması gereklidir. Tıpkı Ebu Bekir es-sıddık (r.a)’ın ve diğer sahabelerin, zekat vermeyenlerle savaşmaları gibi. Ömer’in (r.a), Ebu Bekir (r.a) ile münazarasından ve diğer sahabelerin kitap ve sünnet ile amel ederek; İslam’ın hükümlerinin yürürlüğe geçmesinin gerekliliği üzerine savaşılması konusunda görüş birliğine varmasından sonra tüm fakihler bu konuda ittifak etmişlerdir.”
Devamında şöyle diyor: “Farz olan bazı namazları, orucu veya haccı yerine getirmekten imtina eden herhangi bir grup ya da insanların mallarının ve kanların, içkinin, zinanın ve kumarın haramlığına bağlı kalmayan bir taife yada evlenilmesi haram olanlarla evlenmekten, kafirlerle cihad etmekten, ehli kitaptan cizye almaktan veya bunların dışında –terkinde ve inkarında hiç kimsenin mazur olamayacağı ve vacipliğini inkar edenin kafir olacağı- dinin haramlarını ve vaciplerini yerine getirmekten geri durmakla birlikte mümteni olan herhangi bir grup; her ne kadar bunları kabul ediyor olsalar da onlarla savaşılır. Ben bu konuda alimler arasında herhangi bir ihtilaf bilmiyorum.”
Daha sonra Tatar ordularının: İslam’a mensup olanların bulunmasının yanında –ki ordunun geneli bunlardan oluşuyordu- kafirleri ve müşrikleri barındırmasından bahsederken şunları söylüyor: “Bu kaide anlaşıldıktan sonra haklarında sorulan bu kavmin ordusu Hıristiyan ve müşriklerden oluşan askerleri barındırdığı gibi İslam2a mensup olan kimseleri de barındırmaktadır ki ordunun genelini bunlar teşkil etmektedir. Sorulduğunda kelimeyi şahadeti getiriler, Resulullah (s.a.v)’e tazimde bulunurlar… Onların arasında namaz kılanlar gerçekten çok azınlıktır. Ramazan orucunun tutulması ise namazdan çok daha yaygındır. Onların katında Müslüman bir kimse diğerlerinden daha üstündür. Müslümanlar arasında ise Salih kimselere ayrı bir değer verirler. İslam’ın yalnızca bir kısmına bağlıdırlar ve bu konuda her biri diğerinden farklıdır. Fakat onların geneli ve uğruna savaştıkları değerler İslam hükümlerinin bir çoğunu terk üzere kuruludur. Her şeyden önce onlar, İslam’ı gerekli sayıyorlar ama onu terk edene karşı savaşmıyorlar.Hatta Allah ve Resulü’nün düşmanı olan bir kafir bile olsa Moğol devleti uğruna savaşan bir kimseyi kutsayıp onu kendi hali üzerine bırakırlar. Bunun yanında, Müslümanlar arasında seçilmiş kimselerden bile olsa Moğol devletinden çıkan veya onun aleyhine hareket eden kimsenin öldürülmesini helal görürler. Kafirlere karşı cihad etmezler. Kitap ehlini cizye ile alçak düşürmezler. Ordularında bulunup güneşe, aya vb. şeylere tapan kimseleri bunlardan sakındırmazlar. Hatta onların yaşantılarından gözlemlenen şudur ki; onların katında Müslüman, adil bir kimse veya Salih bir adam ya da Müslümanların arasında ibadetlerine düşkün bir kişi mesabesindedir. Kafir ise Müslümanların arasındaki bir günahkar veya ibadetlerine düşkün olmayan birisi mesabesindedir. Yine aynı şekilde efendileri bundan yasaklamadıkları sürece Müslümanların mallarını ve kanlarını haram saymazlar. Eğer efendiler bu veya başka bir şeyi onlara yasaklayacak olursa ona itaat ederler. Ancak onların bu itaati dinden dolayı değildir. Onların geneli vaciplerini yerine getirmezler. Ne namazı ne zekatı ne de haccı ve ne de başka vacipleri… Aralarında Allah’ın hükmüne bağlı kalmayıp bazen İslam’a uyan bazen de muhalefet eden kendi kanunları ile hükmederler. Onların arasında İslam şeriatına bağlı olan sadece Şazberondur. Bu kimse insanlar arasında İslam kanunlarını ortaya çıkaran kimsedir. Bunlar ise, ona girmişlerdir ama kurallarına bağlanmamışlardır.
Bunlarla savaşılması Müslümanların icması ile vaciptir. İslam dinini ve bunların gerçek yüzünü bilen hiç kimse bundan şüphe etmez. Zira onların bu şekildeki teslimiyetleri ve İslam dini asla bir arada bulunamayacaktır. Eğer İslam şeriatına bağlanmayan göçebe Kürtlerle ve bedevilerle –şehirlere herhangi bir zararı olmasa bile- savaşılması vacip ise bunların durumları nasıl olur? Evet, onlarla savaşta şer’i yolun izlenilmesi gereklidir; eğer İslam şeriatına davet onlara ulaşmamışsa İslam’ın hükümlerine bağlılığa çağrılırlar. Tıpkı harbi bir kafirin, davet ulaşmamışsa ilk önce kelimeyi şahadete davet edilmesi gibi…
Yine Şeyhu’l-İslam, Şam’a gelip kelimeyi şehadet getirerek İslam’a giren ve daha önceleri üzerinde bulundukları küfrü terk eden tatarlardan, İslam ordusundan kaçıp onlara katılan Müslüman komutan ve askerlerden, onlarla birlikte zorla çıkarılanlardan, onların ordusunun arasında bulunup ilim, fıkıh, tasavvuf ehli vb. intisap edenlerin hükmünden ve onlarında onlarla savaşanlarında Müslüman olduğu iddiası ile ikisinin de zalimler olduklarını ve bunlardan herhangi birisiyle savaşılamayacağını iddia edenler hakkında sorulduğunda “Mecmuul Fetava’da sadra şifa olacak şekilde konunun cevabını vermiştir.
Şöyle diyor: “İslam’da, açık ve mütevatir olan bir hükümden dışarı çıkan bir topluluk ile savaşılması, -kelimeyi şahadeti söylüyor olsalar bile- Müslümanların imamlarının ittifakı ile vaciptir. Eğer kelimeyi şahadeti ikrar ederler ancak beş vakit namazı kılmaktan imtina ederlerse namazı kılana kadar onlarla savaşılması vaciptir. Eğer zekatı vermekten imtina ederlerse, bunu verene dek onlarla savaşılması vacip olacaktır. Ramazan ayının orucunu tutmaktan veya beyti atiki haccetmekten imtina ederlerse veya iyiliği emredip kötülükten sakındırmaktan ve teslim olup alçak bir şekilde cizyelerini verene dek kafirlerle cihad etmekten imtina ederlerse de durum aynı olur. Eğer kitaba, sünnete ve bu ümmetin selefine ve imamlarına muhalif bid’atler ortaya çıkarırlarsa; örneğin, Allah’ın isimlerini ve ayetlerini inkar veya isim ve sıfatlarını, onun kaza ve kaderini, Müslümanların Raşit halifeler döneminde üzerinde bulundukları hallerini yalanlama veya ilk muhacir ve Ensar’ı ve iyilikle onlara tabi olanlara dil uzatma veya –İslam şeriatından çıkmalarını gerektiren- emirlerinin itaatlerine girene dek Müslümanlarla savaşmaları ve bunların dışındaki diğer konularda da durum aynı olacaktır.
Allah’u Teala şöyle buyuruyor: “Fitne kalkıp din tümüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” Eğer dinin bir kısmı Allah’ın olur, diğer bir kısmı da Allah’tan başkası için olursa dinin tümünün Allah için oluncaya kadar onlarla savaş vacip olur. Allah’u Teala şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Eğer mümin iseniz, Allah’tan korkun ve faizden arta kalanı da bırakın. Şayet yapmaz (bırakmaz)sanız Allah’ın ve Resulünün size savaş açtıklarını bilin.” Bu ayet Taif’lililer hakkında nazil olmuştur. Onlar Müslüman oldukları gibi namaz kılıp oruçta tutuyorlardı ancak faiz ile muamelede bulunuyorlardır. Bunun üzerine Allah’u Teala bu ayeti indirdi ve bu ayette müminlere arta kalan faizlerini terk etmelerini emrederek şöyle buyurdu: “Şayet yapmaz (bırakmaz)sanız Allah’ın ve Resulünün size savaş açtıklarını bilin.”
Diğer Sayfaları Oku: 1 2








Yorumlar
Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!
Üyeliksiz yorum yapma seçeneği ehli küfr'ün sokak ağzı ile küfür eden yorumları nedeniyle kapatılmıştır. O nedenle yorum yapacak olanların öncelikle siteye üye olmaları ve giriş yapmaları gerekmektedir. Anlayışınız için teşekkür ederiz.