İslamda Askerliğin Hükmü 6

09 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Askerlik

Özetle, İslam şeriatının zahir ve mütevatir hükümlerinden dışarı çıkan bir grupla birlikte savaşan bir kimsenin, ilim ehlinin icması ile öldürülmesi vaciptir. Hem de bunlara karşı mürtedlerin savaşı ile savaşılır. Tevilci baği’lerin savaşı gibi değil. Bunların fertlerinin hükümleri liderlerinin hükümleri ile aynıdır. Buna binaen, ihtilaflarına ve ittifaklarına itibar edilen Müslümanların imamlarının ittifakıyla; mürted yöneticilerin yolunda savaşan ordu ve askerlerin oldürülmesi vaciptir. Ve bunlarla yapılan savaş, mürtedlerle yapılan savaş mesabesindedir.

Bu nedenle Şeyhu’l –İslam, Müslüman emirlerden veya askerlerden, Müslümanların ordusundan ayrılıp tatarların safına sığınan kimselerle savaşılmasının, mürtedlerle yapılan savaş türünden olduğunu beyan etmesinin yanında bunlarla, tevilci bağilerle yapılan savaşın yapılması gerektiğini iddia edenleri hatalı görmüştür.

Bu konu hakkında Mecmuu’l-Fetava’da şöyle diyor: “Fakat bunlarla, tevil eden bağiler gibi savaşılacağını iddia edenler, çirkin bir hata işledikleri gibi uzak bir sapıklığa düşmüşlerdir. Tevilci bağilerde, en azından çıkmalarının gerekçesi olacak basit bir tevil olmalıdır. Bu nedenle şöyle denilmiştir: İmam onlarla mektuplaşır. Eğer bir şüphe zikrederse onu açıklar. Eğer kapalı bir konu varsa onu izah eder. Allah ve Resulüne savaş açan, yeryüzünde fesat yayan ve dinin hükümlerinden dışarı çıkan bu kimselerde nerede böyle bir tevil? Kuşkusuz onlar, İslam dinini, ilmi ve amel olarak diğerlerinden daha iyi yerine getirdiklerini söylemiyorlar. Bilakis onlar, Müslümanlık iddialarının yanında karşıdakilerin İslam’ı onlardan daha iyi bildiklerini ve yine kendilerinden daha fazla İslam’a tabi olduklarını da biliyorlar. Semanın altında bulunan, Müslüman ya da kafir, herkes de bunu biliyor. Bununla birlikte bir de Müslümanları öldürmekle korkutuyorlar. Böylece onların Müslümanlarla savaşmayı helal kılacak hiçbir gerekçeleri olmadığı ortaya çıkmaktadır.”

Biz deriz ki: Mürtedlerin yardımcı ve destekçileri, muayyer olarak tekfir edilirler. Bunun delili ise; sahabelerin (Allah hepsinden razı olsun), Müseyleme ve Tuleyhatu’l-Esedi emsali mürtedlerle savaştıklarında onların ölülerinin ateşte olacağı hükmünü vermeleridir. Ve tartışmasız, ölüler muayyen şahıslardı. Yine tartışmasız olarak Ehli sünnete göre, sadece iblis, firavun, haman, Karun, ebu leheb, ebu cehil ve küfür üzere ölen emsalleri gibi küfrü kesin olan kimselerin muayyen olarak ateşte olduğuna şahitlik edilebilir.

Bu, Müslim’in sahihinde, İman kitabının, “Küfür üzere ölen bir kimseye amellerinin bir fayda sağlamayacağı delili” babında Hz. Aişe (r.a.)’den rivayet olunan şu hadistir. Şöyle diyor: “Dedim ki: Ey Allah’ın Resulü, İbni Cud’an cahiliyede iken akrabayı ziyaret eder ve miskinleri doyururdu. Bu ona bir fayda sağlayacak mıdır? Resulullah (s.a.v): Ona bir fayda sağlamayacaktır. Zira o, hiçbir gün Rabbim, kıyamet gününde günahlarımı bağışla dememiştir.”

Enes (r.a)’den rivayet olunan bir hadiste şöyle demiştir: “Bir adam Resulullah (s.a.v)’a geldi ve şöyle dedi: ‘Ey Allah’ın Resulü, benim babam nerededir?’ Resulullah (s.a.v): ‘Ateşte’ buyurdu. Adam arkasını dönüp gideceğinde tekrar yanına çağırdı ve şöyle buyurdu: ‘Muhakkak ki, senin baban da benim babamda ateştedir.” (Müslim 1/196)

Abbas b. Abdulmuttalip’ten rivayet olunan bir hadiste; bir adam Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e şöyle demiştir: “Amcana bir faydan dokundu mu? Zira o, seni korur ve senin için başkalarına kızardı.” Resulullah (s.a.v): “O ateşten bir çukurdadır. Eğer ben olmasaydım ateşin en alt tabakasında olurdu” (Buhari, kitabu münakibu’l ensar ebu talip’in kıssası babı), Müslim, kitabu’l iman)

Bu ve buna benzer olarak ayrı şahıslar adına yine aynı cevaplar ile Resulullah (s.a.v)’den rivayet edilen hadisler pek çoktur. Buna bağlı olarak sabit olmuştur ki, sahabeler (Allah onlardan razı olsun) riddet ehlinden ölenlerin ateşte olacaklarına şahid olmuşlardır. Bunlar da daha önce de söylediğimiz üzere belirli/muayyen şahıslardı.

Bu son mevzu ile beraber mücadele ettiğimiz mürted, şirk vetağut cephelerinin farklı farklı oluşu ve öne süregeldikleri tevillerinin de farklı olması sebebiyle  cevap olması adına araya serpiştirilen yanıt niteliğindeki delillerdir. Bilindiği gibi İslam’ın en büyük düşmanları islammış gibi görünen münafıklardır.

Tağutun Destekçileri ve Yardımcıları Cehaletle Mazur Olurlar Mı?

Burada bazılarının dillerine doladıkları önemli bir meseleye değinmemiz gerekmektedir.

Tağut’un yardımcıları ve destekçileri cehaletle mazur mudurlar? Şu anlamda ki, insanların, mürted yöneticinin ordusuna, askeri ve emniyet kurumlarına katılmalarına Allah’ın şeriatını değiştiren yöneticilerin küfürlerini ve riddetlerini bilmemeleri mi neden olmaktadır? Böyle bir cehalet, sahibini mazur kılabilecek bir cehalet olabilir mi yoksa olamaz mı?

Deriz ki; Geçen konularda beyan ettiğimiz üzere, mürtedlerin yardımıcılarının ve destekçilerinin tekfirinde haklarında küfrün şartlarının oluşup manilerinin ortadan kalkması şart değildir. Çünkü onlar, mürted yöneticinin gücüne ve saltanatının kuvvetine sığınmışlardır. Yine bir güce veya bir gruba sığınan kimsenin hükmünün, Müslümanların kontrolü altında bulunan veya halifenin ya da naibinin, onu hükmüne boyun eğdirebildiği ve Allah’ın hükümlerini ona tatbik edebildiği kimsenin birbirlerinden farklı olduklarını da beyan etmiştik.

Her ne kadar cehalet özrü, tekfirin manileri konusuna girse de İslam alimleri cehaleti, kişinin mazur olabileceği ve mazur olamayacağı şeklinde ikiye ayırmışlardır. Cehaletin mazeret olduğu yerler, kapalı olan meseleledir. Örneğin, İslam önderlerinin ihtilaf ettikleri ve net bir sonuca varamadıkları konular veya ümmetin müçtehitlerinin ve imamlarının farklı içtihatlarda bulundukları furu meseleleri gibi. Zira bu meselelerin delaletinde ve subutunda kesin naslar bulunmamaktadır. Veya cahil olan kişi yeni islam’a girmiş ya da uzak bir beldede büyümüşse vb… Fakat mükellefin cehaletini kaldırma imkanı varsa veya hiç kimsenin cahili olamayacağı meseleler olur ve aklı da yerinde olursa; örneğin, iman ve tevhid meseleleri, şirk ve küfür, vela-bera-, İslam’ın ve imanın rükünleri, imanı ve İslam’ı bozan şeyler, tevhidi boşa çıkaran ameller, helal ve haramların bilinmesi vb. buluğ çağına erip de aklı da yerinde olan bir kimsen cahil olamayacağı diğer meseleler… Bu konularda mükellef, cehaletle mazur olamaz. Ve cahil olduğunu iddia etmesi ile gerçekten özür sahibi olması arasında sa bir fark yoktur. Çünkü eğer bilmiyorsa onu öğrenmesi ve zikir ehline sorması gereklidir. Bu Allah’u Teala’nın şu ayetinden ötürü böyledir: “Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” (Nahl: 43) Kim bunu öğrenmede gevşek davranırsa yada öğrenmeye yanaşmazsa mazur sayılmayacaktır.

Diğer Sayfaları Oku: 1 2

Yorumlar



Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!

Üyeliksiz yorum yapma seçeneği ehli küfr'ün sokak ağzı ile küfür eden yorumları nedeniyle kapatılmıştır. O nedenle yorum yapacak olanların öncelikle siteye üye olmaları ve giriş yapmaları gerekmektedir. Anlayışınız için teşekkür ederiz.