Tağut’a Muhakeme Küfrü
Allah’a iman’ın ancak tağut’u ve dolayısıyla da buna bağlı olan -özellikle de muhakemeleri- kurumların reddi ile mümkün olabileceğine dair yazılarımız sitemizde yer almasına rağmen bazı fasık ve münafıkların özelden sorularına muhatap oluyoruz. Bunları ve zihniyetlerini o kadar iyi tanıyoruz ki daha soruyu soruş tarzlarından ne düşündüklerini hatta itaat ettikleri emirlerini bile anlayabiliyorsunuz! Özellikle de “sitenizdeki yazılarınızı okudum, çok güzeller… ancak tağut mahkemelerine gidilemeyeceğinin delili nedir?” şeklinde başta söylediğini yalanlayan ifadelerle sorular yöneltiyorlar.
Halbuki bu sitenin konularındanın hemen hepsinde Allah’u Teala’nın şeriatı dışında hükümler verenlerin kafirler, bu hükümleri reddetmeyenlerin veya bu hükümlerle muhakeme olma isteğinin kafirlik olduğunu beyan eden yazılarla doludur. Ancak fasıklık ve münafıklık bir kalbe girmeye dursun! yaklaşım şekilleri ile bakış açısı da bu münafıklık ve fasıklık kokusu ile bezenmiş bir halde basma kalıp soru veya düşüncelerle bizlere ulaştırılmaya devam ediliyor.
“Nisa suresi 60. ayeti İslam devleti kurulduktan sonra inmiştir yani ayet Medeni’dir. Dolayısıyla da bu ayetin hükmü eğer islam devleti veya İslam’ın hükümlerinin baz alındığı bir sistem içinde geçerlidir” şeklinde bir ifade ile soru şeklinde geliyor. Ayet-i Kerime medeni olduğu kadar soruyu soranın da gayet Medeni münafık olduğu belli ki bunun için gaybdan haber almaya gerek yok, imamına ve temsil ettiği zihniyete bakmak yeterlidir. Devamını oku
Dini Delilleriyle Yaşamak Bölüm 5
10 Mayıs 2010 Yazan Ebu Hamza
Kategori İslam Akaidi
Bütün bu farklı görüşlerin demokrasi mefhumunu kendi fikir ve ideolojilerinin ifadesi olarak göstermesinde belirli menfaat hesaplarının yattığını anlamak zor değildir. Fakat bu arada demokrasi denilen kavramın, nasıl farklı yön ve zihniyetlere çekilebilecek elastikiyete sahip olduğunu da fark etmek mümkündür!
Bir ikinci husus, demokratik seçimlerin sonucunda halkın, temsilcileri vasıtasıyla yönetime katılması hadisesi olmaktadır. Demokrasinin bu konuda da tam olarak gerçekleşemediği fark edilmektedir. Özellikle halkın siyasi partiler kanalıyla seçtiği milletvekillerini denetlemesinin mümkün olmaması bir yana; onunla normal şartlar altında bile görüşmesi zordur. Ve böyle bir temsil, şekli bir temsilden öteye geçememektedir.
Üçüncü husus; Demokraside düşünülmesi gerekli bir konu da, ferde tanınan aşırı hürriyettir. Birçok araştırmacılar batı demokrasisinin fert ve toplumu, dejenere olabilecek ölçüde bir hürriyet serbestliğine ulaştırmış olduğu kanaatindedirler. Bu noktada topluma zarar veren görüş, davranış ve çalışmalar; ferdi hürriyete engel olunur iddiasıyla serbest bırakılacaktır. İşte demokrasi anlayışının sınır tanımayan veya sınır koysa bile, ferdi hürriyeti ihlal edebildiği iddiası ile ortadan kalkabilecek tarzdaki varlığı, toplumdaki insanların dejenere olmasına yol açıp bozulmayı hızlandıran bir boşluğa sahiptir. Devamını oku
Tağutu Reddetmeyenin İmanı Yoktur
Selam hidayete tabi olanlara olsun, salat ve selam Yüce Peygamber (s.a.v)’e, o’nun al’ine ve ashabına olsun. Rabbimiz Teala ve Tekaddes Hazretleri bizlere hakk’ı hak olarak bilip iman etmeyi, batılı da batıl olarak tanıyıp onu da her an ve her alanda reddetmeyi nasib’i müesser buyursun.
Başlıktan da anlaşılacağı üzere Yüce Rabbimiz (azze ve celle)’in imanı şartla bağladığı yani onsuz imanın sahih ve makbul olamayacağını bizlere açık bir üslupla Kur’an-ı Kerim’inde bildirdiği tağut kavramını bir kez daha ele alacağız inşallah.
“O halde kim tağut’u inkâr edip Allah’a inanırsa, sağlam kulpa yapışmıştır ki o, hiçbir zaman kopmaz. Allah işitir ve bilir.” (Bakara Suresi 256. Ayet Meali)
Öncelikle bu ayet-i kerime hakkında alimlerim görüş ve fetvalarına değinerek konumuza açıklık getirmeye çalışalım inşallah.
İmam Kurtubi
“O halde kim tağut’u inkâr edip Allah’a inanırsa.”
Burada ortaya kesin bir şart koyulmuştur. Tağut ise Taberi’nin ifadesine göre haddi aşana denir. Bu şartın da cevabı şudur:
“Şüphesiz kopma bilmez bir kulpa sarılmıştır.” Devamını oku







