Nisa Suresi 60. Ayeti
Bilindiği üzere Nisa suresi 60. Ayet-i kerime’si bize tağut’un gerekirse tek bir insandan ibaret olabileceğini gösteren en açık ayetlerden bir tanesidir ki; bundan önce tağut nedir ve nasıl inkar edilmelidir konusunu zaten Kur’an bize diğer yedi ayetinde göstermişti.
Yani bu ayetten önce bizler zaten tağutu biliyor ve reddedilmesi, tanınmaması, uzak durulması gereken, yerine göre bir müessese, görüş, şeytan vb. olduğunu bildiğimiz gibi aynı zamanda bunun bir şahsiyet olabileceğini de bu ayet ile tanımış oluyoruz. Yoksa iddia edildiği üzere her şeyi bu ayet ile keşfetmiş ve tağut’a karşı nasıl duracağımızı bu ayet ile öğrenmiş değiliz, bu ayetle bir kez daha görmüşüzdür hepsi bu.
Böyle bir girişten sonra isterseniz ayet-i kerime’mizi bir kez daha ele alıp üzerinde getirilmek istenen şüpheleri ve tereddütleri ele alarak bu şüphe ve tereddütlerin kişilerin vesvesesi, dar kafalığı, basiretsizliği ve en önemlisi münafıklıkları olduğunu ortaya koyalım inşallah. Muvaffakiyet ancak Allah’u Teala’nın izniyledir, Rabbim muvaffak eylesin (amin)
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا
Elem tere ilellezîne yez’umûne ennehum âmenû bimâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablike yurîdûne en yetehâkemû ilat tâgûti ve kad umirû en yekfurû bih(bihî) ve yurîduş şeytânu en yudıllehum dalâlen baîdâ(baîden). Devamını oku
Hilafetin İlgası Bölüm 1
11 Mayıs 2010 Yazan Ebu Hamza
Kategori Mustafa Sabri
Mustafa Sabri’nin Hayatı ve Dönemi
İlim tahsiline önce memleketi Tokat’ta başladı. Sonra tahsilini devam ettirmek üzere babasından izin alarak Kayseri’ye gitti. Kayseri o dönemde Anadolu şehirleri içinde âlimleriyle meşhur bir yöreydi. Yine aynı amaçla buradan İstanbul’a gitti. Tüm bu yolculukları oğlunun büyük bir âlim olarak yetişmesini isteyen babasının özlemini gerçekleştirmek için yaptı.
Daha sonra 22 yaşında, Fatih Camii’ne müderris olarak tayin edildi. Fatih Camii o dönemde Kahire’deki Ezher gibiydi.
Rivayetlere göre babası bu tayine pek razı olmamıştı. Çünkü o, oğlunun tahsilini ikmal etmesini istiyordu. Bazı arkadaşlarına şöyle demişti:
“Kayseri’den sonra ilim tahsilini İstanbul’da devam ettirmek üzere benden izin aldı. Sonra çok geçmeden icazetnamesini alarak hocalık makamına geçti. Bence otuz yaşına kadar tahsiline devam etmeliydi.” (Mevkıf el-Akl ve’l-İIm ve’l-Âlem min Rabbi’l-Âlemîn (Mustafa Sabri)
Mustafa Sabri ise kitabının girişinde babasının bu arzusunu gerçekleştirmede önüne çıkan engellerden bahsediyor. (Mevkıf el-Akl ve’l-İIm ve’l-Âlem min Rabbi’l-Âlemîn (Mustafa Sabri)
Şartlar gereği önce hükümet maaşıyla ders kürsüsüne, sonra da şeyhül İslâmlık makamına oturması gerektiğini özür dileyici bir dille anlatıyor. Daha sonra konuyu yaptığı faaliyet ve çalışmalara getirerek babasının gönlünü alıyor. Onun övgü ve rızasını kazanmaya çalışıyor. Devamını oku
Dini Delilleriyle Yaşamak Bölüm 8
10 Mayıs 2010 Yazan Ebu Hamza
Kategori İslam Akaidi
İbn Zeyd de der ki; “Mısır hükümdarı firavunun, yiyeceklerinin dışında pek çok hazineleri de vardı. O bütün yetkisini Hz. Yusuf aleyhisselam a teslim etmişti.” (Kurtubî c.9 s.321)
Bu rivayetten net olarak anlıyoruz ki; Mısır hükümdarı bütün yetkisini Yusuf aleyhisselama bırakmıştır. Bir başka rivayete göre de kral müslümandır.
Mücahid der ki; “Bu büyük hükümdar, Hz. Yusuf’un önünde İslamı kabul etti” (Kurtubî c.9 s.328)
Yine İbn Abbas der ki; “Kıtlık başladığı sırada hükümdar Yusuf’a şöyle dedi; “İşi sana havale ediyorum, sen dilediğini yap, biz sana tabiyiz. Ben sana itaatten yüz çevirecek kimse değilim ve bende ancak senin kölelerinden biriyim, senin hizmetkarlarından bir hizmetkârım.” (Kurtubi c.9 s.329)
Bakın hükümdarın Müslüman olduğu görüşü alınır ise particilerin bütün sözleri boştur. Diğer görüş alınırsa bu sefer belli şartlar gerekir ki küfür olan idarede görev alınsın.
Hükümdarı kafir kabul edenler derler ki; “Bu ayeti kerimeden faziletli bir insanın facir bir yöneticiye iş yapmasının mübah olduğu anlaşılmaktadır. Ancak kendisine verilen bu işte bu görevi verenin kendisine karşı çıkmayacağının bilinmesi şarttır. Dolayısıyla göreve getirilen bu salih insan o işte dilediği gibi ıslahat yapabilmelidir. Şayet salih insan işleri facir kimsenin tercihi, arzuları ve fücuruna göre yapılacaksa böyle bir şey caiz olmaz.” Devamını oku







