Hilafetin İlgası Bölüm 1
11 Mayıs 2010 Yazan Ebu Hamza
Kategori Mustafa Sabri
Mustafa Sabri’nin Hayatı ve Dönemi
İlim tahsiline önce memleketi Tokat’ta başladı. Sonra tahsilini devam ettirmek üzere babasından izin alarak Kayseri’ye gitti. Kayseri o dönemde Anadolu şehirleri içinde âlimleriyle meşhur bir yöreydi. Yine aynı amaçla buradan İstanbul’a gitti. Tüm bu yolculukları oğlunun büyük bir âlim olarak yetişmesini isteyen babasının özlemini gerçekleştirmek için yaptı.
Daha sonra 22 yaşında, Fatih Camii’ne müderris olarak tayin edildi. Fatih Camii o dönemde Kahire’deki Ezher gibiydi.
Rivayetlere göre babası bu tayine pek razı olmamıştı. Çünkü o, oğlunun tahsilini ikmal etmesini istiyordu. Bazı arkadaşlarına şöyle demişti:
“Kayseri’den sonra ilim tahsilini İstanbul’da devam ettirmek üzere benden izin aldı. Sonra çok geçmeden icazetnamesini alarak hocalık makamına geçti. Bence otuz yaşına kadar tahsiline devam etmeliydi.” (Mevkıf el-Akl ve’l-İIm ve’l-Âlem min Rabbi’l-Âlemîn (Mustafa Sabri)
Mustafa Sabri ise kitabının girişinde babasının bu arzusunu gerçekleştirmede önüne çıkan engellerden bahsediyor. (Mevkıf el-Akl ve’l-İIm ve’l-Âlem min Rabbi’l-Âlemîn (Mustafa Sabri)
Şartlar gereği önce hükümet maaşıyla ders kürsüsüne, sonra da şeyhül İslâmlık makamına oturması gerektiğini özür dileyici bir dille anlatıyor. Daha sonra konuyu yaptığı faaliyet ve çalışmalara getirerek babasının gönlünü alıyor. Onun övgü ve rızasını kazanmaya çalışıyor. Devamını oku
Dini Delilleriyle Yaşamak Bölüm 7
10 Mayıs 2010 Yazan Ebu Hamza
Kategori İslam Akaidi
Mahmud Hicazî’nin Furkan Tefsiri’nden:
Zulmedenlere meyletmeyin. Hiçbir hususta onlara dayanıp güvenmeyin. Zalimlere meyletmek apaçık bir zulümdür. Bu yasak, bizde yaygın halde bulunan manevi bir hastalığı tedavi etmektedir. Bu hastalık, ihtiyaçlarımızı gidermeleri ve çıkarlarımızı korumaları için büyüklere (devlet ileri gelenlerine) sığınmamızdır. Bunun için de onların etrafına sokulur, dalkavukluk ederiz. Hakkı gizler, iyiliği emretmez, kötülüğü yasaklamayız. Allah’ın dinine veya hukukuna tecavüz eden zalimdir. Ya kâfirlerle müşriklere ne dersiniz? Kendi kendilerine, başkalarına, milletlerine, vatanlarına zulmedenlere yönelmeyin. Aksi takdirde size cehennem ateşi dokunur. Allah’tan başka size faydası dokunacak dostlarınız da olmaz. Sonra Allah’tan başka size yardım eden de bulunmaz.
Hülasatü’l-Beyan Fi Tefsiri’l-Kur’an’dan:
Hülasa, zalimlere velev ki azıcık olsun bir meyille meyletmek ve onlara iltifat etmek caiz olmadığı, eğer azıcık bir meyille meyledilirse o meylin, cehennem ateşine sebep olacağı ve o meyilden hâsıl olacak azaptan Allah’tan gayri kurtaracak bir dost bulunamayacağı ve meylettikten sona meyledenlerin hiçbir kimse tarafından yardım olunamayacakları ve yardım olunmaları pek uzak olduğu bu ayetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
İslami anlamıyla hâkimiyetin dışında kalan her türlü hâkimiyet ve İslamın değer yargıları dışında kalan her türlü değerlendirmeye ad olan “cahilî hakimiyet”in mahiyeti hakkında İbni Kesir söz konusu ayet ile ilgili olarak şöyle der: Devamını oku
Dini Delilleriyle Yaşamak Bölüm 4
09 Mayıs 2010 Yazan Ebu Hamza
Kategori İslam Akaidi
İnsanlar, İslam fıtratı üzere doğmalarına rağmen yaşayış biçimlerine göre mümin, münafık ve kâfir statüsüne tâbi olurlar. Allah’ın hükümleri söz konusu olunca “Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasûlüne çağrıldıkları zaman inananların sözü ancak ‘işittik ve itaat ettik’ demeleridir (Başka bir şey demeleri, itiraz etmeleri imanla bağdaşmaz). İşte umduklarına erenler bunlardır” (Nur Suresi 51. Ayet Meali) Ama bir zamanlar “İnsanlar bir tek ümmet idi. Allah, peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmetsin diye o peygamberlerle beraber gerçekleri içinde taşıyan kitap indirdi. Oysa kendilerine kitap verilmiş olanlar kendilerine açık deliller geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü o (kitap hakkında) anlaşmazlığa düştü(ler). Bunun üzerine Allah kendi izniyle inananları, onların üzerinde ihtilâf ettikleri gerçeğe iletti. Allah dilediğini doğru yola iletir” (Bakara Suresi 213. Ayet Meali) Peygamber (Hz. Şuayb) de bu konuda şunları söylüyordu: “Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış, bir kısmı da inanmamış ise, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hükmedenlerin en iyisidir.” (A’raf Suresi 87. Ayet Meali)
Yahudilerin de; “içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar da ondan sonra da dönüyorlar (verdiğin hükme razı olmuyorlar). Onlar inanıcı değillerdir.” (Maide Suresi43. Ayet Meali) ayetinden anlaşıldığı gibi Allah’ın hükmüne tabi olmadıklarını görüyoruz. Diğer insanlara gelince “Onlar, aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasûlüne çağırıldıkları zaman hemen onlardan bir grup yüz çevirir. Eğer hüküm kendi lehlerine olursa itaat ederek gelirler. (Nur Suresi 48. Ayet Meali,Nur Suresi 49. Ayet Meali) Benû Kureyza Yahudilerinden bir grubun, zina eden Hayber Yahudilerinden iki kişi hakkında hükmüne müracaat ettikleri Hz. Peygamber, Tevrat hükmünce onların taşlanması (recm edilmesi) gerekeceğini söylemişti. Yahudiler, “Tevrat’ta böyle bir hüküm yoktur” dediler. Devamını oku







