İman Kapısının Kılavuzları 1
İman kapısından girebilmek için öncelikle o kapıya ulaşmak lazım ki günümüzün saptırıcı önderleri, belamların çokluğu göz önüne alındığında ve hepsinin ellerinde birer iman kapısı tarifi olduğuna göre insanları iman dairesine sokacağını iddia eden kapıların ne kadar da fazla ve davetçilerinin sayısının ne kadar çok olduğunu tespit etmek o kadar da zor olmasa gerek. İşte bu batıl kapıların çokluğu karşısında iman’a götürecek olan kapının da tek olduğu düşünüldüğünde samimi olarak hakkı arayanların aslında ne gibi büyük tehlike ile karşı karşıya olduğunu toplumun geldiği noktadan da rahatlıkla anlayabiliyoruz. Devamını oku
Dini Delilleriyle Yaşamak Bölüm 8
10 Mayıs 2010 Yazan Ebu Hamza
Kategori İslam Akaidi
İbn Zeyd de der ki; “Mısır hükümdarı firavunun, yiyeceklerinin dışında pek çok hazineleri de vardı. O bütün yetkisini Hz. Yusuf aleyhisselam a teslim etmişti.” (Kurtubî c.9 s.321)
Bu rivayetten net olarak anlıyoruz ki; Mısır hükümdarı bütün yetkisini Yusuf aleyhisselama bırakmıştır. Bir başka rivayete göre de kral müslümandır.
Mücahid der ki; “Bu büyük hükümdar, Hz. Yusuf’un önünde İslamı kabul etti” (Kurtubî c.9 s.328)
Yine İbn Abbas der ki; “Kıtlık başladığı sırada hükümdar Yusuf’a şöyle dedi; “İşi sana havale ediyorum, sen dilediğini yap, biz sana tabiyiz. Ben sana itaatten yüz çevirecek kimse değilim ve bende ancak senin kölelerinden biriyim, senin hizmetkarlarından bir hizmetkârım.” (Kurtubi c.9 s.329)
Bakın hükümdarın Müslüman olduğu görüşü alınır ise particilerin bütün sözleri boştur. Diğer görüş alınırsa bu sefer belli şartlar gerekir ki küfür olan idarede görev alınsın.
Hükümdarı kafir kabul edenler derler ki; “Bu ayeti kerimeden faziletli bir insanın facir bir yöneticiye iş yapmasının mübah olduğu anlaşılmaktadır. Ancak kendisine verilen bu işte bu görevi verenin kendisine karşı çıkmayacağının bilinmesi şarttır. Dolayısıyla göreve getirilen bu salih insan o işte dilediği gibi ıslahat yapabilmelidir. Şayet salih insan işleri facir kimsenin tercihi, arzuları ve fücuruna göre yapılacaksa böyle bir şey caiz olmaz.” Devamını oku
Rab Nedir?
Yüce Allah’ın güzel isimlerinden biri. Sözlükte “Rabb” kelimesi mâlik, yaratıcı, sâhip, bir şeyi ıslâh eden, terbiye eden, efendi anlamlarını ifade etmektedir.
İbnul-Enbârî’ye göre Rabblık, yani bir şeyin Rabbi olmak üç mânâya gelir:
1. Mâlik olmak; yani tasarrufu, kudreti altında bulunan her şeyin yegane sahibi ve idarecisi olmak. İşte sadece o Rabb, bütün onların sahibi, yöneticisi ve istediği gibi, ilmine ve iradesine uygun olarak tasarrufta bulunandır.
2. Kendine itaat edilecek, boyun eğilecek efendi anlamını da ifade eden Rabb, Kur’an-ı Kerim’deki “Mevlâ” kelimesiyle eş anlamlıdır. Yine o Rabb, kendisine itaat edilecek, emirlerine uyu-lup, yasaklarından uzak durulacak yegâne, tek efendi anlamına da gelir.
3. Rabb; ıslâh eden, arıtıp, saflaştırıp, olgunlaştıran anlamındadır. Yani o Rabb, her şeyi düzelten, sivrilikleri, çıkıntıları tesviye eden, tam bir şekilde halden hale geçirerek düzenleyen, terbiye edendir. Bilindiği gibi Rabb kelimesinin asıl mânâlarından biri de “terbiye eden” anlamıdır.
Devamını oku







