Dini Delilleriyle Yaşamak Bölüm 8

10 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori İslam Akaidi

İbn Zeyd de der ki; “Mısır hükümdarı firavunun, yiyeceklerinin dışında pek çok hazineleri de vardı. O bütün yetkisini Hz. Yusuf aleyhisselam a teslim etmişti.” (Kurtubî c.9 s.321)

Bu rivayetten net olarak anlıyoruz ki; Mısır hükümdarı bütün yetkisini Yusuf aleyhisselama bırakmıştır. Bir başka rivayete göre de kral müslümandır.

Mücahid der ki; “Bu büyük hükümdar, Hz. Yusuf’un önünde İslamı kabul etti” (Kurtubî c.9 s.328)

Yine İbn Abbas der ki; “Kıtlık başladığı sırada hükümdar Yusuf’a şöyle dedi; “İşi sana havale ediyorum, sen dilediğini yap, biz sana tabiyiz. Ben sana itaatten yüz çevirecek kimse değilim ve bende ancak senin kölelerinden biriyim, senin hizmetkarlarından bir hizmetkârım.” (Kurtubi c.9 s.329)

Bakın hükümdarın Müslüman olduğu görüşü alınır ise particilerin bütün sözleri boştur. Diğer görüş alınırsa bu sefer belli şartlar gerekir ki küfür olan idarede görev alınsın.

Hükümdarı kafir kabul edenler derler ki; “Bu ayeti kerimeden faziletli bir insanın facir bir yöneticiye iş yapmasının mübah olduğu anlaşılmaktadır. Ancak kendisine verilen bu işte bu görevi verenin kendisine karşı çıkmayacağının bilinmesi şarttır. Dolayısıyla göreve getirilen bu salih insan o işte dilediği gibi ıslahat yapabilmelidir. Şayet salih insan işleri facir kimsenin tercihi, arzuları ve fücuruna göre yapılacaksa böyle bir şey caiz olmaz.” Devamını oku

Müşrik Demekten Korkanlar

09 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Risaleler

Şirk veya İslâm’ın niteliklerini belirleme açısından, bu dinin şeriatiyle itikadı arasında hiç bir fark yoktur. Hatta bu anlamda şeriat, itikattan bir parçadır. Daha kısa ifadesiyle şeriat, itikat demektir. Çünkü şeriat, itikadın pratikteki tercümesidir. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de böylece tecelli etmiştir. Gerçek şu ki, “din kavramı”, bu dinden kimselerin gönlünden uzaklaşmış bulunmaktadır. Düzenli olarak gerçekleşen bu kopuş, çirkin ve barbarca pek çok yöntemin kullanıldığı uzun çağların ürünüdür. Bugün “hakimiyet” sorunu – bırak bu dine hiç bir değer vermeyen sapıtmış düşmanları – bizzat İslâm’ı savunan kimseler tarafından bile itikattan ayırdedilmiştir. Akideden ayrı bir şey olarak düşünülmektedir. Hakimiyete, akideye duydukları ölçüde ilgi duymayan bu insanlar, hakimiyeti tanımamayı, dinden çıkış saymamaktadırlar. Oysaki bir itikat veya ibadeti tanımayan kimseleri din dışı sayanlar da aynı kimselerdir.

Gerçekte bu din; itikat, ibadet ve şeriati birbirinden ayırmayı reddetmektedir.

Eğitilmiş odakların çağlar boyu süren çalışmaları sonunda “hakimiyet” sorunu, ne olduğu belirsiz bir biçime girmiştir. Bu dinin en yaman savunucuları bilinen kimselerin bile kabullendikleri bir biçime… Devamını oku

Tağutu Reddetmeyenin İmanı Yoktur

20 Nisan 2010 Yazan  
Kategori Risaleler

Selam hidayete tabi olanlara olsun, salat ve selam Yüce Peygamber (s.a.v)’e, o’nun al’ine ve ashabına olsun. Rabbimiz Teala ve Tekaddes Hazretleri bizlere hakk’ı hak olarak bilip iman etmeyi, batılı da batıl olarak tanıyıp onu da her an ve her alanda reddetmeyi nasib’i müesser buyursun.

Başlıktan da anlaşılacağı üzere Yüce Rabbimiz (azze ve celle)’in imanı şartla bağladığı yani onsuz imanın sahih ve makbul olamayacağını bizlere açık bir üslupla Kur’an-ı Kerim’inde bildirdiği tağut kavramını bir kez daha ele alacağız inşallah.

“O halde kim tağut’u inkâr edip Allah’a inanırsa, sağlam kulpa yapışmıştır ki o, hiçbir zaman kopmaz. Allah işitir ve bilir.” (Bakara Suresi 256. Ayet Meali)

Öncelikle bu ayet-i kerime hakkında alimlerim görüş ve fetvalarına değinerek konumuza açıklık getirmeye çalışalım inşallah.

İmam Kurtubi
“O halde kim tağut’u inkâr edip Allah’a inanırsa.”
Burada ortaya kesin bir şart koyulmuştur. Tağut ise Taberi’nin ifadesine göre haddi aşana denir. Bu şartın da cevabı şudur:
“Şüphesiz kopma bilmez bir kulpa sarılmıştır.” Devamını oku

Sonraki Yazılar »