Mezhebsizler!

13 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Risaleler

Bir çok konuda olduğu gibi mezheb ve mezheblerin kurucusu olan imanlar’ı taklit suretiyle sünnete uyma noktasında da kalıplaşmış, hatta betonlaşmış beyine sahip insanlar bulunmakta. Bu insanlar, tıpkı takım tutan cehalet ehli insanlar gibi mezheb taasubu içindedirler, kendileri gibi düşünmeyen insanları ya mezhebsizlikle ya haricilik ile yada sünnet ehli olmamakla beraber bu din’in düşmanı olarak görmekteler.

Bir çok şeyde olduğu gibi bu düşüncelerinin kaynağı da cehaletten başka bir şey değildir ki, taassub (körü körüne bağlılık) ancak cahil ve sırf kulaktan dolma bilgilerle donanmış olan beyinlerde bulunur. Bunun doğal sonucu olarak da mezhebinin görüşü dışında yine diğer hidayet imamlarının mezhebine ait görüşler daha muteber olsa da asla o görüşere uyulmaz ve yine dahil olduğu mezhebinin görüşü ile hareket eder. Bu şekildeki körü körüne tabi olma ve taklit’in aslında, ondan gerçek anlamı ile istenen “Resulullah (s.a.v)’a tabi olma” sonucuna ulaştırması tamamen zanni olacaktır.

Aslında hiç bir mezheb imamı kalkıp da başka görüşleri dikkate almaksızın sadece kendisinin getirdiği görüşleri yine kendisine tabi olanlarca yapılmasını istememiştir. Her imam, bir çok konuda görüşler bildirdiği gibi en muteber olan görüşe ulaşılması durumunda o görüşün baz alınmasını söylemiştir ki sünnet’e dair her bilgi tam olarak bir imama ulaşmamış olması şaşılacak bir şey değildir. Aslında bu şekilde körü körüne bağlılık ve sadece kendisinin ait olduğu mezhebin görüşü dışında görüşü alıp uygulamamak mezhebsizliğin ta kendisidir. Çünkü mezheblere tabi olmanın amacı tabi olanı Resulullah (s.a.v)’a tabi olma sonucuna ulaştıracaktır. Devamını oku

Kelime-i Tevhid Ruhu

11 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori İbni Kayyim

Bu sözün ruhu ve sırrı; Şanı yüce isimleri mübarek ve kendinden başka ibadete layık ilâh bulunmayan Rabbi; sevgide, tevekkül, saygı duyma gibi hususlarda birlemek, bunları yalnız

O’na has kılmaktır.

O’ndan gayri sevilen her şey O’nun (c.c.) sevgisine bağlı olarak ve O’na (c.c.) olan sevgiyi artırmaya bir vesile olarak sevilir.

O’ndan başkasından korkulmaz,

O’ndan başkasından umulmaz,

O’ndan gayrisine tevekkül edilmez.

Ancak O’na yönelinir,

Ancak O’ndan sakınılır,

Yalnız O’nun adıyla yemin edilir,

Ancak O’na bakılır.

Yalnız O’na tevbe edilir,

Yalnız O’nun emrine itaat edilir,

Ancak O’ndan (c.c.) sevap umulur,

Sıkıntılı anlarda ancak O’ndan yardım istenip yalnız O’na sığınılır.

Ancak O’na secde edilir,

Hayvan ancak O’nun için ve O’nun adıyla kesilir.

Tüm bunlar bir kelimede bir araya gelirler. O da: “Her türlü kulluğun yalnız O’na yapılmasıdır.” “Lâilâhe illallah” şehadeti işte böyle tezahür eder. Devamını oku

Dini Delilleriyle Yaşamak Bölüm 4

09 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori İslam Akaidi

İnsanlar, İslam fıtratı üzere doğmalarına rağmen yaşayış biçimlerine göre mümin, münafık ve kâfir statüsüne tâbi olurlar. Allah’ın hükümleri söz konusu olunca “Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasûlüne çağrıldıkları zaman inananların sözü ancak ‘işittik ve itaat ettik’ demeleridir (Başka bir şey demeleri, itiraz etmeleri imanla bağdaşmaz). İşte umduklarına erenler bunlardır” (Nur Suresi 51. Ayet Meali) Ama bir zamanlar “İnsanlar bir tek ümmet idi. Allah, peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmetsin diye o peygamberlerle beraber gerçekleri içinde taşıyan kitap indirdi. Oysa kendilerine kitap verilmiş olanlar kendilerine açık deliller geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü o (kitap hakkında) anlaşmazlığa düştü(ler). Bunun üzerine Allah kendi izniyle inananları, onların üzerinde ihtilâf ettikleri gerçeğe iletti. Allah dilediğini doğru yola iletir” (Bakara Suresi 213. Ayet Meali) Peygamber (Hz. Şuayb) de bu konuda şunları söylüyordu: “Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış, bir kısmı da inanmamış ise, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hükmedenlerin en iyisidir.” (A’raf Suresi 87. Ayet Meali)

Yahudilerin de; “içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar da ondan sonra da dönüyorlar (verdiğin hükme razı olmuyorlar). Onlar inanıcı değillerdir.” (Maide Suresi43. Ayet Meali) ayetinden anlaşıldığı gibi Allah’ın hükmüne tabi olmadıklarını görüyoruz. Diğer insanlara gelince “Onlar, aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasûlüne çağırıldıkları zaman hemen onlardan bir grup yüz çevirir. Eğer hüküm kendi lehlerine olursa itaat ederek gelirler. (Nur Suresi 48. Ayet Meali,Nur Suresi 49. Ayet Meali) Benû Kureyza Yahudilerinden bir grubun, zina eden Hayber Yahudilerinden iki kişi hakkında hükmüne müracaat ettikleri Hz. Peygamber, Tevrat hükmünce onların taşlanması (recm edilmesi) gerekeceğini söylemişti. Yahudiler, “Tevrat’ta böyle bir hüküm yoktur” dediler. Devamını oku

Sonraki Yazılar »