İlah Nedir?

09 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Kavramlar

Şirki ve tevhidi tam değerlendirmek için iyi bilinmesi gereken kavramlardan biri de “ilâh” kavramıdır. Bu kavram iyi bilinmeden şirk de yeterince anlaşılmaz. Tevhid kelimesinin içinde yer alan bu kavram, iman ile şirk (ortak koşma) arasındaki farkı ortaya koyar. Sözlük anlamı; ısınmak, alışmak, birisine aşırı sevgi ile yönelinen, kulluk edilen, mâbud haline getirilen, alışılan, düşkün olunan demektir. Kendisinden türediği ‘elihe’ fiili; yönelmek, düşkün olmak, kulluk yapmak, örtmek, gizlemek, alışmak gibi anlamlara gelmektedir.

Kavram olarak; “kendisine ibâdet edilen, mâbud sayılan her şey, her şeyden çok sevilen, ta’zim edilen kutsal varlık” anlamında kullanılmaktadır. Tapınılan, kendisine ibâdet edilen, üstün sayılan bütün mâbudların ortak adı “ilâh”tır. Türkçede bunu “tanrı” kelimesi ile karşılarız. İslâmî istılahta ilâh; tapınılan, kendisine ibâdet edilen demektir. İlâh; ibâdet edilmeye lâyık, yani kudret ve kuvveti önünde huşû ile boyun eğip ibâdet ve itaat etme gereği duyulan, herşeyin O’na muhtaç olduğu bir varlık demektir. İlâh kelimesi, gizlilik ve esrârengizlik mânâlarına da gelir ki, böylece ilâh, görülmez ve ulaşılmaz bir varlıktır. İlâh, İslâmî ıstılahta şu anlamlara gelir: “Otorite sahibi, kanun koyan, ibâdet edilen, rızık veren, hesaba çeken, kendisine ihtiyaç duyulan.” İlâhlık ve otorite birbirini gerektirir. İlâh denildiğinde, aklımıza, hayatımız için kanun koyan, nizam ve hukuk belirleyen ve kayıtsız şartsız hâkimiyet sahibi Allah (c.c.) gelmelidir. Devamını oku

Gerçek İman’ın Tadı

09 Nisan 2010 Yazan  
Kategori Risaleler

Abbas b. Abdulmuttalib (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, Abbas, Resulullah (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu işitmiştir:

“İmanın tadını; Rab olarak Allah’a, din olarak İslam’a ve peygamber olarak da Muhammed’e razı olan kimse tatmıştır.” (Sahih-i Müslim Muhtasarı S.78, 18. Hadis;Tirmizi, İman 10 (2623), İbn Hibban, Sahih (1694)

İmanın tadı, öyle seçkin bir tattır ki onun tadını ancak yüce Rabb’imizin hidayet eylediği seçkin bir zümrenin bireyleri tadabilirler. Bu rahmetten yararlanmak için yapılması gereken şey O’nun rızasına uygun şekilde yine O’nun bize işaret ettiği yol üzerinde, sağa sola meyletmeksizin ancak Sırat-ı Müstakim üzerinde yol almakla kazanılır. Şüphesiz ki hidayet sal olarak çok çalışarak elde edilemeyeceği gibi Rabbimizin dilemesi ile istediği kullara nasip olacak bir kutlu yoldur. Kula düşen Allah’ın rızasını yine O’nun razı olacağı şekilde aramaktır ki Allah’ın rızasına ulaştıracak yolların da meşru yollar olması gerektir. Yoksa, sırf Allah rızası için, O’nun razı olmayacağı, din de olmayan yollar ile rızasına ulaşmayı ummak  gafletten başka bir şey değildir.

Toplumuzda, köşeleri kapmış köşe dönücü Bel’am’ların Allah’ın nurunu söndürme ve O’nun hak din’inin gerçeklerini insanların anlamasına bir set çekme çabalarının doruğa ulaştığı kavramdır “Rabb” Bu öyle bir kavram, öyle bir kelimedir ki, kişi bu kelimenin anlamını bilmeksizin Allah’ın şeriatını ve din’ini yaşaması, Muvahhid bir Müslüman olabilmesi mümkün değildir. İşte bu nedenle, dünyevi bir makam, az bir menfaat için bu bel’amlar ya bu kelimenin anlamını salt olarak “Rabb=Allah” şeklinde anlaşılmasını sağlamak için çalışmaktalar yahut da hiç üzerinde bile durmamaktadırlar. Devamını oku

« Önceki Yazılar