Camiye Şeriat Giremez!
Allah’u Teala’nın hükümlerinin sosyal, kültürel, ekonomik sahalardan bir bir sökülüp atıldığı camilere bel’am’ların atandığı, peşinde saf duranlara demokrasi sevgisi zerk edilmek sureti ile müşrikleştirildiği günümüzde artık açıktan açığa “camilere dahi Allah’u Teala’nın hükümleri giremez” denmeye başlandı. Dün, tüm yazılı ve görsel medyaya düşen haber artık bu milletin, kendisini Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’ın ümmetinden görme cüretini gösteren bu milletin bir an önce gaflet uykusundan uyanmasının gerekliliğini bir kez daha gün yüzüne çıkardı.
Ama bu sistem öyle bir sistem ki kendisini Müslüman olarak tanımlayanları bizzat Şeriat düşmanı yapıyor da yine de bu düşmanlığı gösterenler içinde bulunduğu durumu farkedemiyor. Basiretler körelmiş gözler perdelenmiş, kulaklar mühürlenmiş tıpkı Bakara Suresi 7. Ayet Mealinde olduğu gibi “Allah kalblerini ve kulaklarını mühürlemiş ve gözlerine bir perde inmiştir ve bunların hakkı azîm bir azaptır” akın akın azaba koşuyorlar da hala akledemiyorlar. Devamını oku
Mahkemeye Cevaz Reddiyesi 3
Risalemizin birinci kısmı olan Mahkemeye Cevaz Reddiyesi 1 ve ikinci kısmı olanMahkemeye Cevaz Reddiyesi 2 kısımlarından başlamanız konu bütünlüğü açısından önemlidir.
İbn Kesir ve İbn Kayyım’ın da ifade ettikleri üzere Allah Subhanehu ve Teala, ayet-i kerimesinde ‘hayır’ ve ‘iman etmiş olmazlar’ nefy (olumsuzluk edatlarını tekrar ederek ve yine aynı şekilde ‘rabbine yemin olsun ki’ diye kendi, mukaddes nefsine yemin ederek ihtilaf halinde Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ı hakem yapmayanların imanlarının olmadığını kesin bir dille vurgulamaştır. ‘Hayır’ anlamına gelen ‘La’nın yeminden önce gelmesi, onların imanlarını yok saymaya ve onun oldukça güçlü bir nefy olduğunu açıklamak içindir. Ve yine kasem, yani yeminden sonra nefy edatı olan ‘La’nın tekrar zikredilmesi, onların imanlarının olmadığını tekrarlamak ve manayı daha da kuvvetlendirmek içindir. Yani o kimseler “kesinlikle ve kesinlikle kendilerini küfürden kurtarıcı bir şekilde iman etmiş olmazlar” demektir. Bu sebeple ifade de mutlak iman yani imanın hakikati nefyedilmektedir. Bu ifadeyi kemali iman olarak tefsir etmek caiz değildir. Nitekim İbn Hazm (rahimehulah) bu ayeti zikrettikten sonra şöyle demektedir: “Bu ayet zahir (açık) bir nasstır. Tevil ve tahsis edilemez. Bunu açık manasından başka manaya çeken bir başka ayet veya ‘tam iman etmiş olmaz’ şeklinde tahsis edilecek her hangi bir destek veya delil yoktur.” (İbn Hazm, el-Milal-ven-Nihal: 3/138-139, Kahire, Mektebetu’l-Hancı, ts.) Devamını oku
Mahkemeye Cevaz Reddiyesi 2
Öncelikle yazımızın birinci bölümünü okumayanlar mahkemeye cevaz reddiyesi 1 isimli konudan başlaması çok daha uygun olacaktır.
Üçüncü Bölüm: İbn Hazm Kimdir?
İbn Hazm (rahimehullah)’ın aşağıdaki sözleri kendisinin murad ettiği şekilde anlayabilmek için öncelikle onu ve fıkhını az da olsa bilmek gerekmektedir.
İbn Hazm’ın asıl adı: Ali b. Ahmed b. Said b. Hazm b. Galib b. Salih b. Halef b. Ma’den b. Süfyan b. Yezid el-Farisi el-Endülüsi el-Kurtubi el-Yezidi’dir. (ez-Zehebi, Siyer’u A’lam’u Nubela: 18/184 [Beyrut, Muessesetü’r-Risale, ts] ) 384/994 yılında doğmuş, 456/1064 yılında vefat etmiştir.
İbn Hazm (rahimehullah) hem asli hem de fer’i meselelerde nass’ların zahirine itibar eder. Nassların zahirleri gibi delaletlerinin de açık olduğunu savunur. Akideye ait meselelerde nassları tevil etmeksizin zahiri üzerine alır. Ahad hadisi, akideye ve fıkha ait meselelerde delil olarak kabul eder. Taklidi, avam için dahi reddeder ve bunun haram olduğu görüşünü benimser. Bu konuda şöyle der: Devamını oku







