Okul Fitnesi

10 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Risaleler

Tevhid düşmanları İslam tarihi boyunca edindikleri tecrübeler doğrultusunda bu Din’i direk olarak etkisiz kılamayacaklarını görebilecek bir geçmişe sahiptirler. Bu nedenle en geçerli metod olarak İslam ve özellikle İslam’ın direği olan Tevhid’i kavramların içlerini boşaltmak sureti ile bu Din’e karşı sürdüre geldikleri savaşı günümüz hizmetkarları ile son hızla sürdürmektedirler.

Özellikle ilk çıkışı itibari ile Tevhidi görünen ve sonrasında Tağuti güçlerce üzerlerine uygulanan baskı sonucunda bir anda sanki mutasyona uğramışçasına Tağutlar ile aynı çizgiye, onların rızasına uygun gelen görüşleri kuşanarak toplumun karşısına çıktılar. Özellikle de Tevhid ile yeni tanışan veya tanışmak üzere olan Müslüman’lar için de büyük bir fitne haline geldiler.

Böylelikle sözüm ona Tevhid çizgisindeki insanlara şirin görünecek, tağutlara karşıymış gibi söylemleri kuşanacak ve devamında da alttan alta Tevhid’in altını oyarak egemen güçlere olan hizmetlerini sürdürecekler.

Bu fitnecilerin hedef kavramları arasındaki en güncel mesele Okul Fitnesi olarak gün yüzüne çıkıyor. Muvahhid Müslümanlar’ın bugüne kadar tağut ve ona bağlı kurumlardan sakınması dahilinde uzak durdukları, çocuklarını asla göndermedikleri tağut’un eğitim sistemi yaldızlı sözlerle sarmalanarak artık meşrulaştırılma yoluna gidiliyor oluşuydu. Devamını oku

Dini Delilleriyle Yaşamak Bölüm 7

10 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori İslam Akaidi

Mahmud Hicazî’nin Furkan Tefsiri’nden:

Zulmedenlere meyletmeyin. Hiçbir hususta onlara dayanıp güvenmeyin. Zalimlere meyletmek apaçık bir zulümdür. Bu yasak, bizde yaygın halde bulunan manevi bir hastalığı tedavi etmektedir. Bu hastalık, ihtiyaçlarımızı gidermeleri ve çıkarlarımızı korumaları için büyüklere (devlet ileri gelenlerine) sığınmamızdır. Bunun için de onların etrafına sokulur, dalkavukluk ederiz. Hakkı gizler, iyiliği emretmez, kötülüğü yasaklamayız. Allah’ın dinine veya hukukuna tecavüz eden zalimdir. Ya kâfirlerle müşriklere ne dersiniz? Kendi kendilerine, başkalarına, milletlerine, vatanlarına zulmedenlere yönelmeyin. Aksi takdirde size cehennem ateşi dokunur. Allah’tan başka size faydası dokunacak dostlarınız da olmaz. Sonra Allah’tan başka size yardım eden de bulunmaz.

Hülasatü’l-Beyan Fi Tefsiri’l-Kur’an’dan:

Hülasa, zalimlere velev ki azıcık olsun bir meyille meyletmek ve onlara iltifat etmek caiz olmadığı, eğer azıcık bir meyille meyledilirse o meylin, cehennem ateşine sebep olacağı ve o meyilden hâsıl olacak azaptan Allah’tan gayri kurtaracak bir dost bulunamayacağı ve meylettikten sona meyledenlerin hiçbir kimse tarafından yardım olunamayacakları ve yardım olunmaları pek uzak olduğu bu ayetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.

İslami anlamıyla hâkimiyetin dışında kalan her türlü hâkimiyet ve İslamın değer yargıları dışında kalan her türlü değerlendirmeye ad olan “cahilî hakimiyet”in mahiyeti hakkında İbni Kesir söz konusu ayet ile ilgili olarak şöyle der: Devamını oku

Tevhid Nedir?

09 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Kavramlar

Tevhid, Allah’ı (c.c.) zatında, fiillerinde, isim ve sıfatlarında birleyip, bütün ibadetleri yalnızca O’na yapmaktır. Tevhid şu üç çeşidi ile bir bütündür.

1- Rububiyyet Tevhidi: Allahu Teala’nın yaratan, sahip olan, öldüren, yaşatan, dirilten, rızıklandıran, yöneten, fayda ve zarar veren, dualara icabet eden, kaza ve kaderi takdir eden olduğuna inanmaktır. Rasulullah’ın (s.a.v.) dönemindeki müşrikler tevhidin bu türünü kabul ediyorlardı. Fakat bu, onların İslam’a girmeleri için yeterli değildi. Maalesef bugünkü insanların durumu da bundan farklı değildir.

2- Uluhiyyet Tevhidi: İbadetin yalnızca Allah’ın (c.c.) hakkı olduğuna inanmaktır. Hiçbir ibadeti az dahi olsa Allah’tan (c.c.) başkasına yapmamaktır. Yasama yetkisini de sadece ve sadece Allah (cc)’a ait kılmaktır. Rasulullah’ın (s.a.v.) dönemindeki müşrikler tevhidin bu türünü kabul etmiyorlardı.

3- İsim ve Sıfat Tevhidi: Allah’ın (c.c.) kendini Kur’an’da vasfettiği, Rasulullah’ın (s.a.v.) sahih sünnetlerinde bizlere açıkladığı üzere, bütün noksanlıklardan uzak, yani kemal sıfatlara sahip olduğuna, mahlukata benzemediğine inanıp, bu isim ve sıfatları artırmadan, azaltmadan, saptırmadan, sapık tevillerle tevil etmeden, iptal etmeksizin, örnek ve nasıllık vermeksizin ve mahiyetini araştırmaksızın olduğu gibi kabul etmektir. Allah’ın (c.c.) sıfatları zatının mahiyetine bağlıdır. Bizler Allah’ın (c.c.) zatının mahiyetini idrak edemeyeceğimiz için, bu konuda soru sormak doğru değildir. Devamını oku

Sonraki Yazılar »