Mahkemeye Cevaz Reddiyesi 1

06 Ekim 2010 Yazan  
Kategori Risaleler

Mukaddime

Bu risale aşağıdaki soruya cevap olmak üzere batılı giderip, hak olanı ortaya koymak gayesiyle ve sadece Allah Tebareke ve Teala’nın rızasına ulaşmak için yazılmıştır.

Soru:

Geçmişte Müslüman olmak ve Müslüman kalmaktan başka hedefleri olmayan kimselere tağutlardan hüküm istemenin küfür olduğunu söyleyen ve bu akideye davet eden fakat zamanla bu akideden dönen bazı kimseler, toplum nazarındaki konumlarının ve menfaatlerinin elden gitmesinden korkarak değişen bu akidelerini uzun zaman saklamışlar ve gelişen bazı olaylar neticesinde bu akidelerini açıklamak mecburiyetinde kalmışlardır. Bu kimseler tağutlardan hüküm istemenin küfür olmadığına delil olarak şunları söylemekteler;

1 – Fahruddin er-Razi’nin Açıklaması:

“Hz Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Hükmünden Kaçıp Tağuta Başvuranların Kafirliği:

Bu ifadeden murad şudur: Bazı kimseler, ehl-i tuğyandan (azgın kimselerden) bazısı huzurunda muhakeme olmayı istememişlerdir. Kadı şöyle demiştir: “Tağutların huzurunda muhakeme olmanın bir küfür gibi; Hz Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem)’in hükmüne razı olmamanın ise bir küfür olması gerekir.” (Tefsir-i Kebir 8/121)

Önceki konu başlığına dikkat edelim “Hz Peygamber’in hükmünden Kaçıp Tağut’a Başvuranların Kafirliği” Ne diyor? Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hükmünden kaçıp…

Kadı şöyle demiştir: “Tağutların huzurunda muhakeme olmanın bir küfür gibi…” burada gibi ifadesinde benzetme vardır. Bilindiği üzere benzetme bizzat benzetilen değil, benzerliklerinin olduğunu ifade etmek için kullanılır. Misal: “Ali aslan gibidir.” Bu teşbihte Ali’nin dört ayaklı bir hayvan olduğu mu ifade edilmektedir? Yoksa aslan’a bazı yönlerden benzediği mi anlatılmak istenmektedir? Tabi ki de benzerliği anlatılmaktadır. “Aslan güçlüdür, Ali de güçlüdür.” “Aslan cesurdur, ali de cesurdur” gibi. Aynen bu durum gibi Kadı’da bir benzetmekte yapmaktadır. “Tağutların huzurunda muhakeme olmanın bir küfür gibi…” olduğunu belirtmiştir. “İslam Hukuku Açısından Cehalet” isimli kitabın 405. Sayfasındaki satırlara bir göz attığımızda yazarın, Muvafakat yazarı İmam Şatıbi’nin eseri olan “İ’tisam” (2/245-246)’dan yaptığı alıntıyı aktararak şöyle dediğini görürüz: “Şüphesiz zatu envad edinmek Allah’tan başka ilahlar edinmeye benzer fakat bu bizzat edinmek değildir. Bu nedenle açıklanana itibar etmek gerekmez. Ta benzeri bir şey, her yönü ile onu göstermedikçe. Vallahu Alem.”

2 – İbni Hazm’ın Açıklaması:

Münafık ve Mürted’ler Hakkında Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Onları Şahıs ve Sıfat Olarak Anlatmasına Dair Açıklama:

Allah’u Teala (azze ve celle) şöyle buyuruyor: “Sana indirilene ve senden önce indirilmiş olanlara iman ettiklerini iddia edenleri görmez misin? Kendisini inkar etmekle emrolundukları halde, tağut’un hükmüne başvurmak istiyorlar. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla büsbütün saptırmak ister.” (Nisa Suresi: 60. Ayet Meali)

“Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa Suresi: 65. Ayet Meali)

Müslim ve diğerleri Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini rivayet ediyor: “Üç şey kimde varsa o kimse namaz kılsa, oruç tutsa, Müslüman’ım dese bile halis münafıktır: Konuştuğu zaman yalan söyler, vaad ettiği zaman vaadine hilaf davranır, emanete hıyanet eder.” Aynı zamanda Müslim’den şöyle rivayet olunur: Ebu Bekir ibn Şeybe ve Muhammed ibn Abdullah ve ibn Nemir şöyle dediler: “Abdullah ibn Nemir dedi; Ameş Abdullah, Abdullah ibn Murra’dan o Mesruk’dan o da Abdullah ibn Amr ibn As’dan rivayet etti: “Allah (azze ve celle)’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: “Dört şey kimde varsa o halis münafıktır. Kim de bundan bir hususiyet olursa onu terk edene kadar onda nifaktan bir hususiyet vardır.Konuştuğu zaman yalan söyler, vaad ettiği zaman vaadine hilaf davranır, sözleştiği zaman hıyanet eder, tartıştığı zaman haddi aşar.”

Doğru olan şudur ki nifak’ı sebebi ile kafir olan nifak ve sahibi, kafir olmayan nifak ve sahibi olarak ikiye ayrılır. Mümkündür ki Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’ye değil, tağuta muhakeme olmak isteyenler Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’a itaatlerini izhar etmekle beraber bunun (resule itaatin) doğru olduğuna inanarak hükümde ona değil, başkasına müracat etmeyi talep etmekle asi oldular.” (İbn Hazm: el-Muhalla: 11/202)

Şimdi size soruyorum:

1-      Bu yazıdaki nakiller bunları delil olarak ileri sürenlerin iddia ettiği gibi tağutlardan hüküm istene bileceğine dair delil niteliği taşır mı?

2-      Ehli Sünnet ulemasının tağutlara muhakeme olma noktasındaki görüşleri ve bu görüşlerin delilleri nelerdir?

Bizi bu noktada aydınlatınız, Allah (azze ve celle) mükafatınızı versin.

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını da hiç kimse hidayete erdiremez. Şahadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve Resulü’dür.

Bu soru ve soruya konu olan kimselerin hakkı batıl gösterme çabasına binaen dua etmek suretiyle devam etmek istiyoruz inşallah.

Ey Rabbimiz! Bize hidayet verdikten sonra kalplerimizi saptırma, bize katından bir rahmet  ihsan et! Şühesiz ki sen Vahhab (çok bağışlayan)sın. Ey Rabbimiz! Bizleri, bu ümmetin selefinin ve onların izinden giden alimlerin yolundan ayırma. Onların, tevhid’i kaykırarak geçirdikleri hayatlara iftira attırma. Nefsimizi haklı çıkarmak için onların sözlerini çarpıtarak hakkı batıllaştırma çabasına girmemize müsaade etme. Hatalarımızı bağışla. Bizi İslam’ın hizmetkarı, Müslüman kardeşlerimizin her daim yardımcısı kıl. Onları, maddi ve manevi olarak yalnız bırakmamıza izin verme. Müslümanların emanetlerine hainlik etmemize, onlara karşı haddi aşmamıza müsaade etme.

Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlığımızı affet. Ayaklarımızı din’in üzere sabitle. Kafirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl. Kınayıcının kınamasından, belamların şaşırtmasından, zındıkların hilekarlığından, münafıklığın düşmanlığından, şeytanların tuzağından, selef ve sünnet

düşmanlarının kininden ve her türlü şerri barındıran şeylerin şerrinden bizi koru. Önümüzden ve arkamızdan, altımızdan ve üstümüzden sağımızdan ve solumuzdan bizleri görünmez orduların ile destekle. Bizi Kur’an ve sünnet’in talebesi ve bekçisi olmaktan bir nefes dahi ayırma. Bizi bize bir an olsun bile bırakma. Şüphesiz senin verdiğinden başkası yoktur. Senin yardım etmediğin mağluptur. Yardım ve başarı, izzet ve şeref sendendir. Sana sığındık Allah’ım.

Bu sorunun cevabı iki kısmı içermektedir. Birinci kısım yukarıda yapılan nakillerin tağutların lanetli kanunlarına muhakeme olma noktasında delil olarak getirilemeyeceğinin beyanı yani reddi, ikinci kısımda ise tağutlara muhakeme olunamayacağı hakkındaki Kur’an ve sünnet nassları, bu nassları açıklayan ehli sünnet alimlerinin beyanları yani ispatları olacaktır.

Allah (azze ve celle)’ın yardımı ile her iki kısmı kısa ve özlü olarak açıklamaya başlayalım.

Birinci Kısım

TAĞUTLARDAN HÜKÜM İSTEMENİN CEVAZINA DAİR DELİL GETİRİLEN NAKİLLERİN BEYANI VE TAHKİKİ

Birinci Bölüm: er-Razi’den Nakledilen ve Nakledilmesi Gerekli Olup da Ketmedilen Sözlerin Beyanı:

A. Metin ve Tercüme: (er-Razi, Mefatihu’l Gayb 10/124 Beyrut, Daru’l Kutubi’l-İlmiyye, 1421, Baskı: 1 Cild:32)

er-Razi (544-606/1149-1206) “Mefatihu’l Gayb”da şöyle demektedir: “Bu sözden maksat şudur; İnsanlardan bazıları ehl-i tuğyandan olan bazı kimselere muhakeme olmayı istemiş, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e muhakeme olmayı istememişler.

(Hüseyin ) el-Kadı ((Şafii alimleri bazı lakap ve künyeleri kullanarak belirli alimleri kastederler. Şafii mezhebine ait kitaplarda kastedilen Kadı, Hüseyin’dir (462/1070) şöyle demiştir: “Tağutlara muhakeme olmak bir küfür (olduğu) gibi; Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hükmüne razı olmamanın (da) bir küfür olması gerekir. Buna şunlar delalet eder:

Birincisi: Allah’u Teala, “Tağuta muhakeme olmayı istiyorlar. Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı.” (Nisa Suresi: 60. Ayet Meali) buyurmuş ve tağuta muhakeme olmayı, ona iman etmek saymıştır. Şüphe yoktur ki tağuta iman etmek Allah (azze ve celle)’ı inkar etmektir. Tağutu inkar etmek ise Allah (azze ve celle)’a iman etmektir.

İkincisi: Allah’u Teala şöyle buyurmuştur: “ Hayır! Senin Rabbine andolsun ki; onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa Suresi: 65. Ayet Meali) Bu, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hükmüne razı olmayanların tekfir edileceğinde bir nasstır.

Üçüncüsü: Allah’u Teala şöyle buyurmuştur: “ Resulün emrine muhalefet edenler, başlarına bir fitne (şirk) gelmesinden yahut acı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.” (Nur Suresi: 63. Ayet Meali) Bu ayet Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e muhalefetin büyük bir masiyet olduğuna delalet ediyor. Bu ayet-i kerime’lerde Allah’u Teala’nın ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in herhangi bir emrini reddeden kimsenin bu reddi ister şüphesi yönünden, isterse inadi yönünden olsun İslam Din’ininden çıktığına delil vardır. Bu da sahabelerin, zekat vermeyenlerin mürted olduğuna, öldürülmeleri gerektiğine ve çocuklarının esir edileceğine dair verdikleri hükmün doğru olduğunu gösterir.”

B. Nakledilen Sözlerin İcmali Manası:

Er-Razi, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e muhakeme olmak yerine tağutlara muhakeme olmayı isteyen kimselerden bahsetmektedir. Bu kimselerin iki küfrü birden işlediklerini bildirmektedir. Bu küfürlerin birisi tağutlara muhakeme olmaktır. İkincisi ise Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hükmüne razı olmamaktır. Buna delil olarak da Nisa Suresi’nin 60 ve 65. Ayetlerinive de Nur Suresi’nin 60. Ayetini delil göstermiştir. Sonuç olarak Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in getirdiği şeriatı kendisine yeterli ve bağlayıcı görmeyenlerin kafirler olduğunu, nitekim sahabenin içtihadının da bu yönde olduğunu ifade etmektedir.

C. El-Kadı’nın Sözünün Tefsiri:

“el-Kadı şöyle demiştir: Tağutlara muhakeme olmak bir küfür (olduğu) gibi, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hükmüne razı olmamanın (da) bir küfür olması gerekir.”

el-Kadı’nın burada yapmış olduğu teşbihi tefsir edebilmemiz için beyan ilmi devreye girmelidir. Zira teşbih, beyan ilminin konusudur.

Beyan: “Bir manayı farklı söz ve usüllerle anlatmayı sağlayan, belirli usül ve kuralları olan bir ilimdir.

Teşbih: Bir maksat için, bir şeyi (müşebbehi) her hangi bir vasıfta (vech-i şebeh) diğer bir şeye (müşebbeh bih) bir edatla birleştirmek (benzetmek)tir. İlk unsura müşebbeh (benzetilen), ikinci unsura müşebbeh bih (kendisine benzetilen) vasfa, vech-i şebeh (benzetme yönü) denilir. Teşbih edatı, “kef” veya benzeri edatlardır.

Misal: “İlim, hidayette (doğru yolu gösterme) de nur (ışık) gibidir.” Bu misalde: Müşebbeh olan “İlimmüşebbeh bihNurvech-i şebehHidayetteşbih edatıKef

el-Kadı’nın “Tağutlara muhakeme olmak bir küfür (olduğu) gibi, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hükmüne razı olmamanın (da) bir küfür olması gerekir” sözünde:

  • Müşebbeh (benzetilen): Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hükmüne razı olmamanın küfür olması.
  • Müşebbeh bih (kendisine benzetilen): Tağutlara muhakeme olmak.
  • Vechi şebeh (benzetme yönü): Küfür. (teşbih’in iki tarafıdır.)
  • Teşbih edatı: Kef’dir.

Hükmü tespit etmek için benzetme yönü ile benzetilenin tüm yönleri ile aynı olması gerekmektedir. Zira benzerlikler ele alındığı nokta itibariyle değer kazanır.

Müşebbeh, müşebbeh bih ile aralarındaki illet (benzetilme nedeni) benzerliği sebebiyle aynı hükmü alır. Yani müşebbeh bih’in hükmü ne ise müşebbeh de aynı hükümde olur. (Benzetme yönü de benzetilen de aynı hükümde olur.) Suyuti “İtkan”da şöyle demektedir: “Ulemadan bazıları teşbihi şöyle tarif ederler: Müşebbehe, müşebbeh bih’in hükümlerinden birini vermektir. (Suyuti, el-İtkan fi Ulumi-l Kur’an: 2/114 (Lübnan, Daru’l-Fikr, 1416)

Bundan sonra el-Kadı’nın sözündeki doğru mana ve tercüme şöyle olmalıdır: “Tağutlara muhakeme olmak bir küfür olduğu gibi, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hükmüne razı olmamanın da bir küfür olması gerekir.” Öyleyse burada iki küfür birden bulunmaktadır. Birincisi tağutlara muhakeme olmak, ikincisi de Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hükmüne razı olmamak. Zira er-Razi, sözün akışında zikrettiği ayetler ile bunu açık olarak ifade etmektedir. Bununla beraber tağutlardan hüküm istemek her iki küfrü birden içermektedir.

İkinci Bölüm: er-Razi’den Nakledilen ve Bu Dayandırılan Sözlerde Yapılan Hatalar:

A. İlgili Bölüm: Tağutlardan hüküm istemeye cevaz verenler şöyle demektedirler:

Fahruddin el-Razi’nin açıklaması:

“Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Hükmünden Kaçıp Tağuta Başvuranların Kafirliği”

Bu ifadeden murad şudur: Bazı kimseler, ehl-i tuğyandan (azgın kimselerden) bazısı huzurunda muhakeme olmayı istemiş, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in huzurunda muhakeme olmayı istememişlerdir. Kadı şöyle demiştir: “Tağutların huzurunda muhakeme olmanın bir küfür gibi; Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hükmüne razı olmamanın ise bir küfür olması gerekir” (tefsir’i kebir: 8/121)

Öncelikle konu başlığına dikkat edelim “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Hükmünden Kaçıp Tağuta Başvuranların Kafirliği”

Bu ifadeden murad şudur: Bazı kimseler, ehl-i tuğyandan (azgın kimselerden) bazısı huzurunda muhakeme olmayı istememişlerdir. Kadı şöyle demiştir: “Tağutların huzurunda muhakeme olmanın bir küfür gibi; Hz Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem)’in hükmüne razı olmamanın ise bir küfür olması gerekir.” (Tefsir-i Kebir 8/121)

Önceki konu başlığına dikkat edelim “Hz Peygamber’in hükmünden Kaçıp Tağut’a Başvuranların Kafirliği” Ne diyor? Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hükmünden kaçıp…

Kadı şöyle demiştir: “Tağutların huzurunda muhakeme olmanın bir küfür gibi…” burada gibi ifadesinde benzetme vardır. Bilindiği üzere benzetme bizzat benzetilen değil, benzerliklerinin olduğunu ifade etmek için kullanılır. Misal: “Ali aslan gibidir.” Bu teşbihte Ali’nin dört ayaklı bir hayvan olduğu mu ifade edilmektedir? Yoksa aslan’a bazı yönlerden benzediği mi anlatılmak istenmektedir? Tabi ki de benzerliği anlatılmaktadır. “Aslan güçlüdür, Ali de güçlüdür.” “aslan cesurdur, ali de cesurdur” gibi. Aynen bu durum gibi Kadı’da bir benzetmekte yapmaktadır. “Tağutların huzurunda muhakeme olmanın bir küfür gibi…” olduğunu belirtmiştir. “İslam Hukuku Açısından Cehalet” isimli kitabın 405. Sayfasındaki satırlara bir göz attığımızda yazarın, Muvafakat yazarı İmam Şatıbi’nin eseri olan “İ’tisam” (2/245-246)’dan yaptığı alıntıyı aktararak şöyle dediğini görürüz: “Şüphesiz zatu envad edinmek Allah’tan başka ilahlar edinmeye benzer fakat bu bizzat edinmek değildir. Bu nedenle açıklanana itibar etmek gerekmez. Ta benzeri bir şey, her yönü ile onu göstermedikçe. Vallahu Alem.”

Bu Madde İle İlgili Hatalar:

1-      Bakın, tağutlardan hüküm istemeye cevaz verenler, hakkı batıla karıştırmak için yahut da daha girişte, başlıkta nakledilen eserin tercümesine bakmak sureti ile “Hz. Peygamber’in Hükmünden Kaçıp Tağuta Başvuranların Kafirliği” ile başlamışlar ki bu başlık eseri tercüme edenlerin yazmış olduğu bir başlıktır. Kaldı ki eserin Arapça orjinalinde böyle bir başlık yoktur (Bkz. Er-Razi, Mefatihu’l Gayb: 10/124 (Beyrut, Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye, 1421, Baskı: 1 Cilt: 32)

2-      Herhangi bir kitaptan alıntı yapıldığında sözün gidişatına etki edecek veya manayı farklı anlamaya sebep olacak şekilde alıntı yapılmamalıdır. Böyle bir tutum okuyanı istenen mecraya yönlendirmenin ve niyete uydurma çabasının bir tezahürü olarak değerlendirilir.  Çünkü meselede hem orjinalinde olmayan bir konu başlığı kullanılmış hem de er-Razi’nin sözlerinden istenilen kısım cımbızlanmış ve sözün devamı ketmedilmiştir. Er-Razi sözün devamında tağutlardan hüküm istemenin küfür olduğu gibi Resulullah (sallalahu aleyhi ve selem)’in hükmüne rıza göstermemenin de küfür olduğunu Kur’an-ı Kerim ayetlerini delil gösterek açıklamıştır. O şöyle demektedir: “Tağutlara muhakeme olmak bir küfür olduğu gibi, Muhammed (sallalahu aleyhi ve selem)’in hükmüne razı olmamanın da bir küfür olması gerekir.” Buna şunlar delalet eder:

Birincisi: Allah’u Teala,  “Tağuta muhakeme olmayı istiyorlar. Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı” (Nisa Suresi: 60. Ayet Meali) buyurmuş ve tağuta muhakeme olmayı, ona iman etmek saymıştır. Şüphe yoktur ki tağuta iman etmek Allah (azze ve celle)’ı inkar etmektir. Tağutu inkar etmek ise Allah (azze ve celle)’a iman etmektir.

İkincisi: Allah’u Teala şöyle buyurmuştur: “Hayır! Senin Rabbine andolsun ki; onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa Suresi: 65. Ayet Meali) Bu Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’in hükmüne razı olmayanların tekfir edileceğine bir nasstır.

Üçüncüsü: Allah’u Teala şöyle buyurmuştur: “Resulün emrine muhalefet edenler, başlarına bir fitne (şirk) gelmesinden yahut acı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.” (Nur Suresi 63. Ayet Meali) Bu ayet, Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’e muhalefetin büyük bir masiyet olduğuna delalet ediyor. Bu ayet-i kerime’lerde  Allah’u Teala’nın ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’in herhangi bir emrini reddeden kimsenin bu reddi ister şüphesi yönünden, isterse inadı yönünden olsun İslam Din’inden çıktığına delil vardır. Bu da sahabelerin zekat vermeyenleri mürted olduğuna, öldürülmeleri gerektiğine ve çocuklarının esir edileceğine dair verdikleri hükmün doğru olduğunu gösterir. (er-Razi, Mefatihu’l Gayb: 10/124)

3-      el-Kadı’nın sözlerinitağuta muhakeme olmanın cevazına dair delil olarak sunanlar az yukarıda da değindiğimiz müşebbeh ile müşebbeh bih’in arasını ayırmamışlardır. Çünkü burada müşebbeh (benzetilen) Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem)’in hükmüne razı olmamaktır. Müşebbeh bih (kendisine benzetilen) ise tağutlara muhakeme olmaktır. “Zira tağutlara muhakeme olmak bir küfür olduğu gibi, Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem)’in hükmüne razı olmamanın da bir küfür olması gerekir denmiş. “Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem)’in hükmüne razı olmamanın bir küfür olduğu gibi, tağutlara muhakeme olmanın da bir küfür olması gerekir denmemiştir.

4-      Bu hatadan yola çıkılarak el-Kadı’nın mezkur sözü, zatu envad kıssasına kıyas edilerek fasit üzerine batıl bina edilmeye çalışılmıştır. Bu ise külliyen hata olup, ehlince söz edilmeye dahi değmeyen bir iddia olduğu malumdur. Ancak suale cevap vermek vacip olduğundan buna birkaç satırla da olsa değinmemiz gerekmektedir.

a)      İkinci madde ifade olunduğu üzere müşebbeh ile müşebbeh bih ters anlaşılmıştır. Dolayısı ile bu hata ile beraber getirilecek olan kıyas da tamamen fasittir.

b)      Kıyas: Nassa dayanan bir meselenin hükmünü, içtihad yolu ile aynı ortak illeti taşıyan ve nass ile belirtilmemiş bulunan mesele için de sabit kılmaktır. Kıyas ancak bir müçtehidin Kitap ve Sünnet’e dayanarak ortaya koyduğu hükümdür. Bu kıyası yapanlar ise müçtehid olmadıkları gibi açıkça hüküm bildiren muhkem nassların hükmünü ketmetmek maksatlı, bazı alimlerin başka bir mevzudaki içtihadlarına hile ve aldatmaca yoluyla başvurmaktalar.

c)       Hakkında hüküm bulunan bir meselede hiç bir kimsenin içtihad edemeyeceğinde ehli sünnet ittifak etmiştir. Zira “Mevrid-i nass’da içtihada mesağ yoktur.” (Kaide: Mecelle, Madde: 14)

d)      Tağutlardan hüküm istemenin hükmü noktasına ikinci kısımda değinecek olduğumuzu belirtmekle beraber bu mevzudaki en temel ayetlerden bir tanesi Nisa Suresi 60. Ayet-i kerime’sidir. Allah Tebareke ve Teala şöyle buyurmaktadır:

“Sana indirilene (Kur’an’a) ve senden önce indirilene (Tevrat’a) gerçekten iman ettiklerini iddia edenleri (Münafık olanla yahudi’yi) görmüyor musun? Bunlar, (hükmünün reddi tevhid olan) tağuta (daha gitmezden önce) muhakeme olmayı istiyorlar (arzuluyorlar, gitmeyi irade ediyorlar). Oysa onlar onu (ve hükmünü) reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla (tağuta iman etmeyi süslü, ondan hüküm almayı ise maslahat olarak mustazaf olanın ruhsatıymış gibi göstererek) saptırmak istiyor” (Nisa Suresi 60. Ayet Meali)

İbn Kesir (rahimehullah), Muhammedi şeriata tabi olmayanların ve ihtilafların çözümünü ona başvurarak aramayanların, her kim ve de her neye tabii olurlarsa olsunlar onların küfrü hakkında Müslümanların icma ettiğini şöyle haber verir: “Her kim Nebilerin sonuncusu Muhammed bin Abdullah (sallallahu aleyhi ve selem)’a indirilen muhkem şeriatı terk eder ve neshedilmiş başka şeriata muhakeme olursa kafir olur. O halde (Cengizhan’ın uydurduğu yasaları olan) Yesak’a muhakeme olan ve onu İslam kanunlarından üstün tutanın durumu acaba nasıl olur? Kim bunu yaparsa Müslümanların icmasıyla kafir olur.” (İbn Kesir, Bidaye ve’n –Nihaye: 13/139 (Beyrut, 1408) )

İbn Kesir (rahimehullah)’ın tefsirini muhtasar kılan Şeyh Ahmed Şakir, Allah (azze ve celle)’nin şeriatına dayanmayan insan aklının ürünü olan batıl dinlere ve de ifsad ediciliğine değindikten sonra şöyle demektedir: “Bu din’in kaideleri İslam diyarının çoğunda hakim oldu. Artık insanlar bu yeni dine muhakeme oluyor. Bil ki bu kanunların hepsi, ister şeriata uygun olsun ister uygun olmasın, batıldır ve bu kanunlara muhakeme olmak, İslam şeriatından çıkmaktır. Bu kanunların içindeki İslam şeriatına uygun hükümler, İslam kanunlarına tabi olunarak, Allah’u Teala ve Resulü (sallallahu aleyhi ve selem)’nün hükmüne itaat edilerek konulmamış, bilakis tesadüfen İslam şeriatının hükümlerine uygun düşmüştür. Bu yüzden bu kanunların hepsi, ister İslam şeriatına muhalif olsun ister muhalif olmasın sapıklıktır. Bu kanunlar kendisine uyanı cehenneme sevk eder. Hiçbir Müslüman’ın bu kanunlara boyun eğmesi ve onlardan razı olması asla caiz değildir.” (Ahmed Şahir, Umdetu’t-Tefsir: 3/314-315)

e)      Tağuta hüküm için başvurulabileceğine cevaz veren kimseler, bu ve benzeri ayetleri hükmün tahsis veya takyid etmek için kıyas değil, muhkem bir nass getirmedikleri sürece bu ayetlerin zahiri anlamları esastır. Zira “Delil olmaksızın lafzın hakiki anlamını terk etmek caiz değildir.” (Kaide: Kasani, Bedaiu’s-Sanai: 6/177 [Beyrut, 1418] )

f)       Tağutlardan hüküm istemeye cevaz verenlerin tağutlardan hüküm istemenin küfür olmadığına dair dayandıkları zatu envad kıssası bu mevzuda kesinlikle delil değildir. Bu kıssanın geçtiği hadis şöyledir:

“Ebu Vakıd el Leysi (radiyallahu anh)’den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber Huneyn’e gidiyorduk. O dönemde biz küfürden yeni kurtulmuştuk. Müşriklerin bir ağaçları vardı. Onu tavaf ediyorlar, üzerine silahlarını asıyorlardı. Bu ağaca ‘zatu envad’ diyorlardı. Biz bunlardan birinin yanından geçerken ‘Ey Allah’ın Resulü! Onlarınki gibi bize de bir zatu envad yap’ dedik. Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem); ‘Allah’u Ekber! Sizin bu söylediğiniz şey İsrailoğulları’nın Musa’ya ‘Onların ilahları gibi bizim içinde bir ilah yap’ (A’raf 7/138) sözü gibidir. Siz, sizden öncekilerin yolunu aynen takip edeceksiniz’ dedi. (Sahih Hadis: Tirmizi [2180]; Ahmed [21389, 21392]; İbn Hibban [6857]: Nesai, Kubra [11121] Tirmizi hadis hakkında şöyle der: “Bu hadis sahihtir. Ebu Vakıd el-Leysi’nin ismi Haris b. Avf’dır. Bu konuda Ebu Said’den ve Ebu Hureyre’den de hadis rivayet edilmiştir)

Tağutlardan hüküm istemenin büyük küfür olduğu hakkında muhkem ayet ve hadisler ve İbn Kesir’in dediği gibi ümmetin icması bulunmaktadır. Buna mukabil zatu envad olayındaki küfrün küçük küfür olduğunda ittifak edilmiştir. (İbni Teymiyye rahimehullah bu rivayeti “Mecmuu’l Fetava” isimli eserinde üç ayrı yerde, “Kafirlere benzemenin Nehyedilmesi” konusunda ele alırken bir başka yerde ise kendisine, özel bazı yerlerin ziyaret edilerek orada Allah’a dua edilmesinin yada buna benzer fiilerde bulunmanın hükmü sorulmuş o ise bu rivayeti delil getirerek şöyle demiştir: “Bunların hepsi bidattir. Cahiliye ehlinin amellerinden olup şirke götüren yollardır” Mecmuu’l Fetava: 6/224 (Daru’l-Vefa, 1426) Zatu envad kıssasını mevzumuzla alakalı olarak delil getirenler bu farkı da göz ardı ederek büyük küfrün hükmünden küçük küfrün misalini vermek sureti ile batıl kıyas yapmaya kalkışmaktadırlar ki bu ehlince bilindiği üzere caiz değildir.

Tağutlardan hüküm istemenin büyük küfür olduğu hakkındaki nasslar muhkem olduğu için bu konudaki delillerin delaleti kati’dir. Zatu envad kıssasındaki küfrün, tağutlardan hüküm istemenin küfür olmayacağı konusunda delil olabilmesi ise tağutlardan hüküm istemeye cevaz verenlerin zannıdır. Bu kimselerin zannı ise ilmi ve hükmi açıdan şer’i anlamda hiçbir değer taşımamaktadır. Yine de usül açısından bunu değerlendirecek olursak: Bilindiği üzere kat’i, yakin yani kesin olandır. Zann ise şüpheli olandır. Bu konuda kaide; Yakin, şüphe ile zail olmaz” der. (Kaide: İbn Sübki, Eşbah: 1/13 [Beyrut, 1412]; Zerkeşi, el-Mensur: 3/135 [Kuveyt, 1402]; İbn Nüceym, Eşbah: 60 [Kahire 1311]; Suyuti, Eşbah: 118 [Beyrut, 1407]: Mecelle Md: 4; Kasani, Bedaiu’s-Sanai: 1/41, 1/73 [Beyrut, 1418] Öyleyse tağutlardan hüküm istemenin hükmü hakkında zatu envad olayından yola çıkarak bunun büyük küfür olmayacağını söylemeye kalkmak caiz değildir.

Denirse ki: Zatu envad kıssasındaki küfrün büyük mü, küçük mü olduğunda bizim açımızdan ihtilaf vardır. Büyük küfür olması ihtimaline binaen bu kıssa ile istidlal edilebilir.

Buna cevap olarak denilir ki burada yine Yakin, şüphe ile zail olmaz” kaidesi geçerlidir. Bununla birlikte tağutlardan hüküm istemenin büyük küfür olduğu yakin olup, sabit olandır. Zatu envad kıssasındaki küfrün ise sizin açınızdan dahi, büyük küfür olup olmadığı şüphelidir. Bu sebeple tağutlardan hüküm isteme mevzusunda zatu envad kıssası delil getirilemez. “Sabit olan şey, şüphe ile batıl olmaz. Sabit olmayan şey de şüphe ile sabit olmaz.” (Kaide: Kasani, Bedaiu’s-Sanai: 1/567, 1/123) Kaidesi ehlince malumdur. Ayrıca hükümlerin tespitinde ihtimallerden yola çıkılarak istidlal etmek caiz değildir. Zira “İhtimal bulunduğunda istidlal batıl olur”

Biz zatu envad kıssasındaki küfrün kesinlikle küçük küfür olduğuna itikad etmekle beraber, bunun büyük küfür olduğunu düşünsek bile, zatu envad isteyen sahabeler yeni Müslüman olmuşlardır. Zira tekfir konusunda yeni Müslüman olmak Şer’i bir özürdür. (es-Suyuti rahimehullah ise şöyle der: “İnsanların ortaklaşa bildiği bir şeyin haramlığını bilmeyen hiç kimsenin mazereti kabul edilemez. Ancak yakında Müslüman olmuşsa veya alimlerden uzak bir köyde yetişmişse onun mazereti kabul edilir…” [el-Eşbah ve’n Nezair, B.Men Yukbel’i Da’ve’l-Cehli ve Men La Yukbelu: 200] ) Tağutlardan hüküm istemeye cevaz verenler ise soru sahibinin ifade ettiği üzere geçmişte İslam’ları sabit olan, her türlü cehaleti üzerlerinden kaldırmaya zaman ve imkan bulmuş kimselerdir. Öyleyse özürlü olanla olmayanı birbirinden ayırmak, özürlü olanın hükmünü özürsüz olana kıyaslamamak gereklidir. Zira böyle bir kıyas fasit olan bir kıyas olacaktır.

Tağutlardan hüküm istemeyi caiz görenler şöyle demişlerdir: “İslam Hukuku Açısından Cehalet” isimli kitabın 405 no’lu sayfasındaki satırlara bir göz attığımızda yazarın Muvafakat yazarı İmam Şatibi’nin eseri olan “İ’tisan” (2/245-246) dan yaptığı alıntıyı aktararak şöyle dediğini görürüz: “Şüphesiz zatu envad edinmek başka ilahlar edinmeye benzer fakat bu bizzat edinmek değildir. Bu nedenle açıklanana itibar etmek gerekmez. Ta benzeri bir şey her yönüyle onu göstermedikçe. Vallahu Alem.”

Onlar bu naklin kendilerine hangi noktalardan veya hangi gerekçelerle delil olduğunu ifade etmemişlerdir. Zaten yukarıda ifade olunduğu üzere burada kendilerine delil olacak hiçbir şey yoktur. Zira ehli bilir ki böylesi bir nakillendirme ile hiçbir yere varılmaz. Ancak çeşitli sebeplerle ilimle meşgul olmaya fırsat bulamayan insanların kafası karıştırılmaya çalışılır.

Bundan sonra Şatibi rahimehullah şöyle demektedir: “Biz (sahabelerden bazıları) Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’e: ‘Bizim için de böyle bir zatu envad yap’ dedik. Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem) de şöyle buyurdu: ‘ Bu söylediğiniz söz israiloğullarının: -Onların ilahları gibi bizim için de bir ilah yap- dedikleri gibidir.’ Çünkü onlarınkine benzer bir zatu envad’ın edinilmesini istemek, Allah (azze ve celle)’den başka ilahlar edinmeye benzer. Ancak bu bizzat Allah (azze ve celle)’tan başka ilahlar edinmek (şirkin kendisini istemek) değildir. Bu nedenle misli olan bir şey tüm yönleriyle onu göstermedikçe açıklanana itibar edilmez. Allah (azze ve celle) en iyisini bilendir. (Ebu İshak eş-Şatibi, İ’tisam: 2/246 [Mısır, el-Mektebetu’l-Ticariyyeti’l-Kübra, ts.] )

Bu nakil, tağuta muhakeme olmaya cevaz verenlere değil, biz muvahhidlere delil olmaktadır. Şatibi (rahimehullah)’ın şu cümlesine dikkat edilmelidir: “Bu nedenle misli olan bir şey tüm yönleriyle onu göstermedikçe açıklanana itibar edilmez” Yani bir mesele diğer bir meseleye kıyas edilecekse, bir benzerinin her yönden nass ile belirlenmiş olması gerekir. Burada ise tağutlara muhakeme olmak, zatu envad kıssasına kıyas edilmektedir. İfade olunduğu üzere tağutlardan hüküm istemenin hükmü muhkem nass’larla belirlenmiştir. Hakkında nass olan bir şeyin hükümünü tespit için başka bir şeye kıyas etmeye kalkışmak batıldır.

Sonra tağutlardan hüküm istemenin hükmü her yönü ile nass ile sabit olup kat’idir. Zatu envad kıssasında ise ihtimallerden söz etmek mümkün olmakla beraber konu açısından zannidir. Zanni olan kati olan kıyas edilemez. Burada ise kat’i olan zanni olana kıyas edilmeye kalkışılmıştır. Bu ise ancak ammi’lerin yapabileceği bir iştir.

Ayrıca tağutlardan hüküm istemek büyük, zatu envad edinmeyi istemek ise küçük küfürdür. Bu farkın ise kıyasa engel olduğun açıktır. Sözü daha da fazla uzatmak mümkün olmakla beraber anlamak isteyen ve hakiki anlamda hakk’ı talep edenler için yeterli olacaktır.

Yazımızın İkinci Bölümüne Gidiş

Yorumlar


1 Yorum yapılmış "Mahkemeye Cevaz Reddiyesi 1"

  1. cihat42 demişki 26 Şubat 11 10:19 

    mahkemede ayağa kalkmak nedir cvp avukat tutmak nedir ama delillerle ayet hadis alim görüşü

    şimdi buraya bakmak istiyorum adam buraya kitap yazmış işi uzatmadan olsa daha çok okurum okurken aklım karıştı

Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!

Üyeliksiz yorum yapma seçeneği ehli küfr'ün sokak ağzı ile küfür eden yorumları nedeniyle kapatılmıştır. O nedenle yorum yapacak olanların öncelikle siteye üye olmaları ve giriş yapmaları gerekmektedir. Anlayışınız için teşekkür ederiz.