TAĞUT’UN MAHKEMELERİ VE MÜSLÜMANIN DAVRANIŞ BİÇİMİ

Hamd, alemlerin Rabbi Allah içindir. Salat ve selam peygamberimiz Muhammed’e (sav), onun ali’ne, ashabına ve kıyamete kadar onun yolunu takip eden şehidler, sıddıklar ve salihlerin üzerine olsun. Rabbim bizleri de salih kullar zümresine katsın. (Amin)

Günümüzün en büyük fitnelerinden bir tanesi haline gelmiş bir mesele olan, şirk mahkemeleri ve bu mahkemeler karşısında Muvahhid bir Müslüman’ın hareket tarzının nasıl olabileceği konusuna şer’i delillerin ışığı altında ele alıp açıklık getirmeye çalışacağız biiznillah.

“(Doğrusu) size Rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti) verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.” (En’am Suresi 104. Ayet Meali)

Meselemizin özünü teşkil eden konuya açıklık getirmesi amacıyla, günümüzle ve konumuzla tam olarak örtüşen Nisa Suresi 60. Ayet-i Kerime’si ile devam edeceğiz. Yine bu Ayet-i Kerime doğrultusunda meseleye ışık tutan diğer Şer’i delillerin tahkiki ile birlikte Allah Teala’nın izni ile başlayalım;

NİSA SURESİ 60. AYETİNİN TÜRKÇE MEALİ

“Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine emr’olunduğu halde, Tâğut'un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.” (Nisa Suresi 60. Ayet Meali)

AYETİN İCMALİ MANASI

Sana indirilen Kur’an-ı Kerim’e inandığını iddia eden münafığın ve sana indirilenden önce indirilmiş olan Tevrat’a inandığını iddia eden Yahudi’yi görmüyor musun? Aralarında Kur’an-ı Kerim ile hüküm verecek Allah’ın (azze ve celle) Resulü varken onlar, red etmeleri, kafirliğini yüzüne haykırmaları gereken tağut’a muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları, çok büyük bir sapıklıkla saptırmak istiyor. Allah’u Teala bu Ayet-i Kerime’sinde hüküm konusunda Resulullah (s.a.v)’in getirmiş olduklarından başkasına muhakeme olmak isteyenlerin iman iddiasını yalanlamaktadır. Tağutların ve tüm düzenlerin red edilmesi gerektiğini, bunu geçmiş ümmetlere farz olduğu gibi Muhammed (s.a.v)’in ümmetine de farz olduğunu, tağut’u reddetmenin imanın en önemli şubelerinden bir şube olduğunu beyan etmektedir

Ayrıca tağut’u, kurum ve kuruluşlarını reddetmeyip de iman iddiasında bulunanların şeytanın oyuncağı olmuş zavallılar olduğunu, şeytanın onları Allah’u Teala’ya kulluktan alıkoyduğunu beyan etmektedir.

AYET’İN NUZÜL SEBEBİ

Ayetin nuzül sebebi hakkında İmam Kurtubi ve Razi özet olarak şöyle demişlerdir: “Yezid b. Zürey, Davud b. Ebi Hind’den, o, Şabi’den şöyle dediğini rivayet etmektedir; Münafıklardan bir kişi ile Yahudi olan birisi arasında bir anlaşmazlık vuku bulmuştu. Yahudi, münafık olanı Resulullah (s.a.v)’e gitmeye çağırıyordu. Çünkü o, Resulullah (s.a.v)’in rüşvet almayan ve adaletli birisi olduğunu biliyordu. Münafık ise, zaten davasında kendisinin haksız olduğunu bildiğinden, rüşvetle hükmünü değiştirdiği bilinen Cüheyye kabilesine mensup bir kahin’in hükmüne başvurmak için nihayet Yahudi ile anlaşıyorlardı. İşte bu hususta, Yüce Allah (c.c) : “sana indirilene”münafık olanı kastediyor- “ ve senden önce indirilmiş olanlara”yahudi olanı kastediyor- “iman ettiklerini iddia edenleri görmüyor musun? Kendisini inkar etmekle emr’olundukları halde tağut’un hükmüne başvurmak istiyorlar” buyruğundan itibaren “Tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar” (Nisa Suresi 65. Ayet Meali) buyruklarını indirdi.

Dahhak da der ki: “Yahudi olan, münafık olanı Resulullah (s.a.v)’in hakemliğine başvurmaya davet ettiği halde, münafık olan da, Ka’b b. Eşref’in hakemliğine başvurmaya davet etti. İşte burada sözü geçen “tağut” o dur. Ayrıca bunu, Ebu Salih, İbn Abbas’dan rivayet etmiştir.”

İbn Abbas dedi ki: “Bişr diye anılan, münafıklardan bir kimse ile Yahudi arasında bir anlaşmazlık vardı. Yahudi; “Haydi gel seninle Muhammed (s.a.v)’e gidelim” dediği halde münafık olan da “Hayır, Ka’b b. Eşref’e gidelim” dedi. İşte Yüce Allah’ın “tağut” yani, “tuğyan eden” kimse adını verdiği kişi budur. Ancak yahudi , Resulullah (s.a.v)’den başkasının hükmüne başvurmayı kabul etmedi. Münafık, durumu görünce, onunla beraber Resulullah (s.a.v)’in yanına vardı. Resulullah (s.a.v) yahudinin lehine hüküm verdi. Resulullah (s.a.v)’in yanından çıktıkları vakit münafık; “Ben bu hükme razı değilim. Haydi, seninle Ebu Bekir (r.a)’e gidelim” Dedi. Ebu Bekir (r.a)’de yahudinin lehine hüküm verdi. Yine münafık buna razı gelmedi. Bunu da Zeccac zikretmiştir. Bu sefer de dedi ki; “Haydi seninle Ömer (r.a)’e gidelim. Bunun üzerine Ömer (r.a)’e gittiler. Yahudi dedi ki; “Biz önce Resulullah (s.a.v)’e gittik, sonra Ebu Bekir (r.a)’e gittik. Fakat bir türlü razı olmadı.” Hz. Ömer (r.a) münafık olan kişiye; “Bu durum dediği gibi midir?” diye sordu. Münafık; “evet” diyince, Ömer (r.a); “Ben yanınıza çıkıp gelinceye kadar burada durunuz” dedi. İçeri girdi, kılıcını alıp çıktıktan sonra ölünceye kadar kılıcıyla, münafığa vurmaya devam ve dedi ki; “İşte ben Allah (c.c)’ın ve Resulü (s.a.v)’nün hükmüne razı olmayan kimsenin aleyhine bu şekilde hüküm veririm.” Yahudi ise kaçıp gitti ve bu Ayet-i Kerime nazil oldu. Cebrail (a.s) de Resulullah (s.a.v)’e nazil olup şöyle dedi; “Şüphe yok ki Ömer (r.a) hak ile batılın arasını fark etti” (bir birinden ayırdı). Bundan dolayı ona “Faruk” adı verildi. İşte “… tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” Buyruğuna kadar olan bütün ayetler bunun hakkında nazil olmuştur.”

İbn Kesir ise; Bu Ayet-i Kerime’nin nuzül sebebi hakkında şunları nakleder: “Allah’u Teala bu Ayet-i Kerime’de Resulullah (s.a.v)’e ve daha önce geçen Resullere inzal olunanlara iman ettiğini iddia etmek birlikte, ihtilafların çözümünde Allah (c.c)’ın kitabıyla Resulullah (s.a.v)’in sünnetinden başka şeyleri hakem kılmak isteyenleri kötülemekte ve onların bu davranışlarını hoş karşılamamaktadır. Bu Ayet-i Kerime’nin nuzül sebebi olarak zikredilenlere göre; Bu ayet, Ensar’dan biri ile bir Yahudi hakkında nazil olmuştur. Zira onlar ihtilafa düşmüşlerdi. Yahudi olan; “Benimle senin aranda Muhammed (s.a.v) hakemdir.” Derken öteki de : “Benimle senin aranda Kab İbn Eşref hakemdir” demiştir. Bir görüşe göre ise, bu Ayet-i Kerime; zahiren Müslüman olup da cahiliye hakimlerini hakem kılmak isteyen bir grup münafık hakkında nazil olmuştur.”

Anlaşılacağı üzere bu Ayet-i Kerime; Tevhidin en önemli meselelerinden olan “hüküm” meselesi hakkında inmiştir. Bu Ayet-i Kerime’nin nuzül sebebi hakkında farklı olaylar zikredilmiş olsa da, bu Ayet-i Kerime ile kast edilenler; Allah’u Teala (c.c)’nın hükümlerini (her ne sebeple olursa olsun) terk ederek tağut’un hükmüne başvurmak isteyen kimselerdir. Allah’u Teala (c.c)’nın hükümleri dışında hüküm verecek olan mercilere başvurmak, Allah’u Teala (c.c)’ya gerçek manada iman etmiş olan kimselerin yapabileceği bir iş değildir. Ancak Allah’u Teala (c.c)’ya imandan yüz çevirmiş kimselerin yapabilecekleri küfri bir ameldir. Zira Allah’u Teala; “… iman ettiklerini iddia edenler…” buyurmuştur.”

Şimdi de isterseniz Hem Ayet-i Kerime’de hem de ayetin tefsirinde geçen “tağut” kelimesinin anlamı ve bu kelimenin mahiyetine dair açıklamalara bakalım.

“TAĞUT” KELİMESİNİN MAHİYETİ

Tağut kelimesi, Kur’an-ı Kerim’de sekiz Ayet-i Kerime’de geçmektedir. Tağut kelimesi; Arapça “Teğa” kökünden türetilmiş olup, kelimenin masdarı olan “Tuğyan”, Allah (c.c)’a isyan etmek anlamına gelmektedir. Azgın, sapık, kötülük ve sapıklık önderi, zorba, şeytan, put, put hane, kahin, sihirbaz, Allah (c.c)’ın hükümlerine sırt çeviren, kişi, kurum, kuruluş, her hangi bir dünya görüşü, her hangi bir beşeri sistem, bu tağut kavramına dahildirler. Ve reddedilerek tekfir edilmeleri gerekmektedir. Zira tağut reddedilmeden Allah’u Teala (c.c)’ya iman geçersiz ve boş bir iddiadır. Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c) şöyle buyuruyor; “ Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla (İslam dini) eğrilik (İslam dışında kalan her şey) birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağut’u reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam bir kulp’a yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” (Bakara Suresi 256. Ayet Meali)

AYETLERDE GEÇEN TAĞUT HAKKINDA ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ

Hz. Ömer b. Hattab (r.a), İbn Abbas (r.a) ve bir çok müfessire göre tağut: Kendisine muhakeme olunan, hükümlerine boyun eğilen, insan suretinde bir şeytandır.”

Leys, Ebu Ubeyde, Kisai, Vahidi ve lügatçilerin cumhuruna göre tağut; “Allah’dan başka ibadet edilen her şeydir.” Taberi ise şöyle demektedir: “Bana göre tağut’a verilecek en doğru mana; Allah’u Teala’ya karşı haddi aşan ve Allah’u Teala’dan başka kendisine zorla veya gönüllü itaat edip bağlanılarak ibadet edilendir. Kendisine ibadet edilen bu varlık bir insan olabileceği gibi, şeytan, put veya her hangi bir şey de olabilir.”

Kurtubi’ye göre ise tağut: “Kahin, şeytan ve sapıklıkta öncü olan kimselerdir.

Nevevi şöyle demiştir: “Leys, Ebu Ubeyde, el Kisai, ve lügat alimleri şöyle dediler: “Tağut, Allah’dan başka ibadet edilen her şeydir.” İbn teymiyye ise şöyle demiştir: “Tağut, Falut kalıbından olup, tuğyan kelimesinden türemiştir. Tuğyan ise haddi aşmaktır. Bu ise zulüm ve haksızlıktır. Allah’u Teala’dan kendisine ibadet edilen kişi, eğer buna razıysa tağut olmuştur.”

Muhammed Hamid el Faki tağut’un tarifinde şöyle demektedir: “Selefin sözlerinden özetle tağutu şöyle tanımlayabiliriz: “Kulu Allah’a ibadetten, dini ve itaati yalnızca Allah’a ve Resulüne has kılmaktan çeviren ve alıkoyan her şeydir. Bu, cinlerden olan şeytan da olabilir, insanlardan olan şeytan da olabilir, ağaçlar, taşlar ve diğer başka şeyler de olabilir. Şüphesiz buna kanlar, mallar ve ırzlar hususunda insanların koymuş olduğu, İslam’a ve İslam Şeriatı’na uymayan kanunlarla hükmetme de dahildir. Bu yolla had’lerin ikamesi, faizin, zinanın, içkinin haram kılınması gibi Allah’ın Şeriatı’ndan olan şeyler geçersiz kılınmış olur ve insanların koymuş oldukları bu kanunlar kendi yaptırım güçleri ve onları uygulayanların yetkisiyle yasallaşarak korunurlar. Dolayısıyla kanunların kendisi bizzat tağuttur, bu kanunları koyanlar ve propagandasını yapanlar tağutturlar, gerek kasıtlı gerekse kasıtsız olarak Resulullah’ın getirmiş olduğu gerçeklere uymaktan insanları alıkoymak için insan aklının icad etmiş olduğu her türlü yazılı metin ve buna benzer şeylerin tamamı tağuttur” (Fethul Mecid Şerhu Kitabit Tevhid: 287)



Yazarın diğer yazılarını göster >>