| 31 Ocak 2010
Bu yazı Şeyh Abdullah bin Muhammed el-Ğuneyman ile yapılan bir sohbetten alınan vdieo dosyasının yazıya geçirilmiş halidir. Şeyh ile yapılan bu sohbet Tağut'un mahkemelerine bir şekilde başvuran, onları hükümde Allah'a ortak sayanlara güzel bir cevap niteliğinde olduğu gibi ayrıca bayrak, heykel vb... simgeler önünde saygı duruşunda bulunup kendilerine tazim gösteren kafirler hakkında fetvalar içeren bir yazıdır. Basiret ile okunması durumunda da çok faydalınalacak, hem ahiret hem de dünya için bir kurtuluş vesilesi olabilecek Tevhid Damlaları olarak kalplere akacak bir sohbettir. Yazıya çok fazla yorum yapılacak yerler olmasına rağmen Basiret'i olan insanların rahatlıkla anlayabileceği, hastalıklı kalplerin ise defalarca okunması halinde Rabbimizin de inayeti ile doğru yolu görmelerine vesile olabilecek açıklıktadır.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Hamd, yanlızca alemlerin Rabbi olan Allah'a özgüdür. Salat ve selam Peygamber Efendimizin, onun ailesine ve ashabının üzerine olsun. Cebrail'in, Mikail'in, İsrafil'in Rabbi; göklerin ve yerin yaradanı, gizli ve aşikarı bilen Allahım! Ayrılığa düştükleri şeylerde kulların arasında sen hüküm verirsin.
İhtilafa düşüldüğünde beni izninle hakka ulaştır. Şüphesiz Sen dilediğini doğru yola erdirirsin. (Sahih Müslim 1/534)
1. Soru: Bir çok ülke geçmişte ve bugün, Allah'ın kanunlarıyla hükmetmeyen, bunun yerine tağutların kanun ve nizamları ile hükmeden mahkemeler ile sınandı.Öyle ki artık bu kanunların hükmetmediği hiç bir şey kalmadı. İnsanlar namus, kan, maddiyat vb.... gibi hayatla ilgili tüm meselelerde bu şeytan yapımı kanunlar ile muhakeme olunup hükmolunuyorlar. Bu durumdan razı olan insanların yanı sıra, kendisini bu mahkemelerde muhakeme olunmaya mecbur bırakılmış hisseden insanlarda var. Allah ( subhanehu ve teala)'nın muhafaza ettiği insanlar dışında, kimsenin bu felaketten kurtulamadığı görünüyor. Buradaki soru, bir çok insanın zaruret halinde tağutların mahkemelerine muhakeme olunup onların hükümlerine başvurmaları sebebiyle şöyle; Para, namus ve buna benzer dünyevi meselelerde kaybolan hakkını geri almak için tağutun mahkemesine başvuran kimsenin hakkında şer'i hüküm nedir?
Şeyh Abdullah bin Muhammed el-Ğuneyman: Bütün hamd alemlerin Rabbi olan Allaha'dır. Salat ve selam O'nun kulu ve rasulü, muttakilerin imamı olan Muhammed'e, aline ve ashabına olsun.
Allah'ın indirdiği kanunlarla hükmetmeyen bir hakime gitmek kayıtsız ve şartsız bir şekilde yasaktır; İnsanın bütün parası da kaybolsa böyledir. Hüküm istemek (Allah (subhanehu ve teala)'ya olan) iman ve tevhid'e dahildir ve Allah (subhanehu ve teala)'nın özelliklerindendir. Eğer bu özellik bir insana (mahluka) tahsis edilmişse, o halde onun hükmüne başvurmak caiz değildir. Böyle bir hakime başvuran kişi, Allah'ın hüküm verme hakkını o hakime vermiştir. Oysa dünya, iman ve ahiretin yerini dolduramaz. Öyleyse bir insanın bütün dünyası da gitse, öncelikle elinden geldiği kadar dinini korumak zorundadır. Soruyu soran kişinin değindiği ayetten önce, Allah (subhanehu ve teala) bilgisi olup da cahiliyyenin hükmünü İslam'ın hükmüne tercih eden insanlardan bahsediyor. Allah (subhanehu ve teala) onların lanetlenmiş olduklarını haber veriyor ve buyuruyor ki: "Şu kendilerine kitaptan bir pay verdiklerimizi görmüyor musun? Bunlar put'a ve tağut'a inanırlar ve kafirler hakkında 'Bunların yolu mü'minlerin yolundan daha doğrudur' derler. Bunlar Allah'ın lanetine uğramış kimselerdir". (4:51-52)
Bu ayetin iniş sebebi herkesçe bilinir: Medine yahudilerinin bazı önde gelenleri Kureyş'e gittikleri zaman, oradakiler onlara Rasulullah'dan (sallallahu aleyhi ve sellem) bahsettiler. Sonra Kureyşliler yahudilere şöyle bir soru sordular: "Siz ilim ehlisiniz, kitap ehlisiniz, peki söyleyin bize, hangi din ve öğreti daha iyi, Muhammed'in dini mi yoksa bizim mi?" Onlar: "Sizin dininiz" dediler. Bu onların açısından elbette boş sözden ibaretti. Esasen onlar, onların akidelerini doğru bulmuyorlardı fakat Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) dininin daha iyi olduğunu da itiraf etmek istemiyorlardı. Bu cevabı vermelerinin sebebi, Muhammed'e olan kinleri idi. Ve Allah (subhanehu ve teala) bizlere, onların Muhammed'in hak ile gönderildiğini bildiklerini ve onun kendi çocuklarını tanır gibi tanıdıklarını haber veriyor.
Öyleyse bir insan Allah'ın bütün meseleler hakkında bir hükmünün olduğunu bilirse ki bu herkesçe bilinmelidir, çünkü kainatta vuku bulan her meselenin hükmü Allah'ın kitabında vardır ve sonra insan yapımı kanunlara yönelip onların hükmüne başvuruyor ve bunu biliyor, böylece bu yüzden imanı yok olur. Allah (subhanehu ve teala) bizleri böyle bir durumdan korusun.
2. Soru: Şeyh, ancak bazı insanlar Müslümanlar'ın başvurabileceği, yalnızca Allah'ın kanunları ile hüküm veren İslami mahkemelerin olmayışından dolayı, bu durumda insanların kendilerini mecbur hissettikleri için tağut mahkemelerine başvurabileceği yönünde bir özeür beyan ediyorlar. Öyleyse böyle bir durum hakkında şer'i hüküm ve verilmesi gereken cevap nedir?
Şeyh Abdullah bin Muhammed el-Ğuneyman: Bu sorunun birinci sorudan farkı yok, o yüzden verilecek cevap da aynı olacak. Dünya, dinin yerini dolduramaz. O yüzden tağut mahkemelerine kesinlikle başvurulmamalı. İnsanın bütün parası da kaybolsa hüküm böyledir, çünkü dinin yanında dünyanın hiç bir değeri yoktur. İnsan bütün dünyasını yitirse de en başta dinini korumalı. Bu yüzden dini için mesela malını feda etmeli. Ancak eğer hakkını bundan başka yollarla ziyan vermeden alabiliyorsa (tartışma, mücadele, vb...), şeriat'a muhalif olan mahkemelerine başvurmadan bu şekilde gasp edilen hakkını geri almaya çalışabilir.
Fakat eğer gasp edilen hakkını ancak tağut mahkemesine ve kanunlarına başvurduktan sonra alabileceğini biliyorsa, o halde bu iş o kimse için caiz değildir; çünkü Allah'ın indirdiğinin dışında kanunlarla hüküm talep etmek küfürdür. Mal veya başka bir şey in kaybı) bunun için geçerli bir özür değildir.
3. Soru: Bildiğiniz gibi, kunut (teslimiyet gösterme, boyun eğme) ifade eden saygı duruşu yapma, Allah'a yapılan ibadetlerdendir ve bunu bir başkasına yapmak şirk'tir. Öyle ki, Allah (subhanehu ve teala) kıyam (ayakta durma), kunut, secde, rüku ve tavafı hep birlikte birer ibadet olarak zikredip şöyle buyuruyor; "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için evimi (Kabe'yi) tertemiz tutun." (2:125)
Ve ayrıca Allah (subhanehu ve teala) şöyle buyuruyor: "Allah'ın huzurunda huşu içinde kalkın kıyama durun." (2:238)
Böylece buradaki soru şu: Put, kral (idareci), bayrak, mahkeme ve benzerlerinin karşısında kunut ve huşu ile saygı duruşu yapmanın hükmü nedir? Bu, dinden çıkaran büyük şirk midir? Bir bayrağa (veya heykele) secde ve rüku eden, onun etrafında tavaf yapan kişi ile, bayrağa olan saygı, yüceltme ve boyun eğmeyi ifade etmek için onun önünde ayağa kalkan kişinin arasında bir fark var mıdır?
Şeyh Abdullah bin Muhammed el-Ğuneyman: Daha önce de belirttiğimiz gibi kıyam (ayakta durma), bir ibadettir. İhlas ile sadece Allah'a (subhanehu ve teala) yapılması gereken bir ibadettir. "Allah'ın huzurunda huşu içinde kalkın kıyama durun." (2:238)
Tazim (yüceltme), alçak gönüllülük, itaat ve teslimiyet gösterme şeklinde ayağa kalkma, Allah'tan (subhanehu ve teala) başka kimse için yapılamaz. Ancak sadece yolculuktan gelmiş olan birini karşılamak veya birine selam vermek ve buna benzer şeyler için ayağa kalkmada bir sakınca yoktur. Fakat Peygamberi'in (sallallahu aleyhi ve sellem) emrine uyarak bu şeyleri de terketmek daha güzeldir. O (sallalahu aleyhi ve sellem) bir yere geldiğinde arkadaşlarının kendisi için ayağa kalkmasından hoşlanmazdı, böylece onlar da bunu yapmayı bıraktılar. Ve başka bir hadite şöyle buyurdu (sallalahu aleyhi ve sellem); "Kim insanların kendisi için hazırol'a geçmesinden hoşlanıyorsa ateşteki yerine hazırlansın" Ve bu tevhid'den yana bir korunmadır. Çünkü alçak gönüllülük, teslimiyet, itaat, huşu ve tazim gösterme şeklinde ayağa kalkma bir ibadettir.
İnsan eğer bir put, önder, bayrak, haç ve bunlara benzer bir şey için saygı, tazim, boyun eğme, alçak gönüllülük, itaat ve huşu ifade eden bir saygı duruşu yaparsa, o zaman bu bir ibadettir. Ve böyle bir şeyi yapan kişi tevhid'i ortadan kaldıran bir amel işlemiştir. Allah (subhanehu ve teala) bundan bizleri korusun. Eğer insan bilmeksizin böyle bir duruma düşmüş ise, o halde bundan hemen tevbe edip böyle bir şeyi asla tekrarlamaması vaciptir. Dünya, meslek, para, vb... bunlar ahiretin yerini tutmayan ve onun yanında hiç bir değeri olmayan şeylerdir. Allah (azze ve celle) bizleri ve bütün kardeşlerimizi şirk'e düşmekten korusun.
Not: Ayrıca bu yazının videosunu kendi sesinden buradaki linkten de dinleyebilirsiniz.

