Temyiz Risalesine Reddiye

09 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Mahkeme

Hamd, alemlerin Rabbi Allah içindir. Salat ve selam peygamberimiz Muhammed’e (sav), onun ali’ne, ashabına ve kıyamete kadar onun yolunu takip eden şehidler, sıddıklar ve salihlerin üzerine olsun. Rabbim bizleri de salih kullar zümresine katsın. (Amin)

Bu makale başlıktan da anlaşılacağı üzere ilgili yazılı risaleye reddiye şeklinde ve getirilen şüpheler, yorumlar vb. yazılı olan konulara bir reddiye anlamını taşımamaktadır. Çünkü, reddiye niteliğindeki risalemiz “Tağut’un mahkemeleri ve Temyiz” meselesinde gayet açık ele alındı. Dolayısıyla “Temyiz Etrafındaki Şüpheler Risalesi” internette bir sitede de yayınlanmış haline cevap niteliği taşıyacağından ilgili yazıdan alıntılar ve o alıntıların altında cevaplar şeklinde olacaktır, alıntılanan yazılar kırmızı harflerle nitelenecektir ki anlaşılma sorunu yaşanmasın, vukufiyeti olmayan insanlar da konuyu okurlarken kafa karışıklığına sebebiyet vermemesi içindir. Tekrar söylemek gerekirse, temyiz’e cevaz veren konulara karşılık zaten yazılı bir risalemiz var burada daha çok benim dikkatimi çeken özel hususlar yine özel olarak ele alınmıştır. O nedenle bazı kısımların alıntılanmayıp cevaplanmaması bu sebepledir ki bahsi geçen ve burada alıntılanmayan her şeyin cevabı sitemizdeki temyiz risalesinde mevcuttur.

Samimi Müslüman sabit fikirli ve önyargılı olmaz delile teslim olur.
Samimi Müslüman yaptığının hata olduğunu anladığında bunda ısrar etmekten rahatsızlık duyar ve hemen tövbe istiğfar eder.
Samimi Müslüman bir mesele ile karşılaştığında, hele ki o mesele akaid ile ilgiliyse, acele edip kardeşim dediği insanları tekfir etme yoluna gitmez.
Ve yine samimi Müslüman ağır olur, mütevazı olur, sağduyulu olur… Çünkü o Rasulullah Sallallahu aleyhi vessellem’i örnek alandır.

Samimi Müslüman’ın tanımı içine giren ve doğru olan bu tanımlamaları benimseyen, asla ve kat’a kalbinde ve davranışında hiçbir şekilde “Taassub Sahibi” olmaksızın olaylara bakan her Müslüman’ın yapması gerekeni yapmış insanlar olarak sizleri bir kez daha yukarıda söylediğiniz kriterler çerçevesinde tevbe etmeye davet ediyorum, diyerek yazımıza başlayalım inşallah.

İstemesekte otoritesi altında bulunduğumuz bir devlet, kolluk kuvvetlerini (polisini, askerini) kullanıp bizi bir gece yarısı (gerek görürse kapımızı da kırarak) yatağımızdan apar topar alıp götürecek.
Ve bunu öyle planlı yapacak ki bizi yargıladığı mahkeme de nöbetçi mahkeme olacak.
Ve elinde bize yaptığı suçlamaya kendisini dahi inandıracak delilleri olmayacak.
Sonra bizi iddianame hazırlanıyor diyerek 3 veya 5 ay hapiste tutacak. Sonra deliller incelenecek diyerek bir 5 yada 6 ay daha hapiste tutmaya devam kararı verecek. Ve ben böyle bir zalim düzenin zulmüne “İTİRAZ” bile edemiycem…
Çünkü itiraz edersem hâşâ dinden çıkarım… Öylemi…?
Peki bana verilen herhangibir HÜKMÜ reddetmeyip kabul edersem ne olur…?
Tağut’un hükmüne rıza mı göstermiş olurum…?
Dolayısıyla yine kafir olurum, çünkü tağutun hükmüne rıza göstermek te küfürdür…

ALLAHUEKBER!!!

Allah c.c. insaf, merhamet, akıl ve basiret nasip etsin inşallah…!

Evet, resmi terörün biz Müslümanlar istemesek de ortaya çıkardığı insanlık dışı muamele ve bu muamelenin bir çok örneği başkalarına yapılırken tartışılan, üzüntülerimizi, iç acılarımızı, en azından içimizin burkularak ve lanetleyerek izleyip tartıştığımız vakalardandı. Sonuçta küfrün hüküm sürdüğü bir yerde yaşayan her Müslüman için her an yaşanabilir bir sonuç olabileceği de bir gerçeklik. Ancak insanlar “İtiraz” ile ilgili bir konuda tartışmıyor, sizlerin de açıkladığı gibi planlı ve projeli bir süreç ile Müslümanlar nöbetçi bir mahkemece tutuklanıyor, şöyle yada böyle uzun bir zaman hapiste tutuluyor ve bu sırada yine mahkemeler sürüyor, yani o nöbetçi mahkemede verilen karar baki kalmayıp sadece yargılamanın tutuklu mu tutuksuz mu yapılacağına karar veriliyor ve ileride gelecek asıl yargılama mahkemesince de süreç devam ediyor. Yani nöbetçi nahkemece alınan karar sadece bir süreliğine (mahkeme veya mahkemeler sürecine kadar) tutukluluk hali sağlıyor.

Yani uygulamada böyle olmayacak olsa bile, kişinin suçsuzluğunun ispatı, salıverilmesi veya tutukluluk halinin devamı aslolan bu mahkeme süreci sonunda belli oluyor. Müslümanlar, henüz temyizin bile ne anlama geldiğini bu olay vesilesi ile tanıdığı için, tekrar bir kafa karışıklığına gidilmemesi amacıyla bu kısım bu kadar uzun tutuldu.

Sizler de çok iyi bilirsiniz ki mesela Okul meselesine dair risaleler hazırlanırken mevcut küfür anayasası ve bu anayasada yer alan maddeleri delil alarak bunlara karşı yazılar yazmış olduğumuzu bilirsiniz.
Doğal olanı da budur ki, küfrü ortaya koymak için, küfrün kanunlarını bilmek ve bildirmek gerekliliği vardır, siz ne kadar itiraz etseniz de küfre ait bir tanım yapılırken yine küfür ehlinin o konuyu nasıl görüp nasıl bildiğini anlamak adına onların kanunlarında yazılı olduğu hali ile alıntı yapardık ki doğru olan da budur. Sizin ileri sürdüğünüz ve adına da “İtiraz” dediğiniz ki kelimenin özellikle yumuşatılarak verilmesi bu yapılan davranışın sanki bir mahalde konuşulan bir kem söze ayağa kalkıp da “itiraz ediyorum…!” der gibi sunuluyor olması insanın yaptığı yanlışı daha baştan gizleme çabası olarak algılanabilir. Ama biz böyle algılamaksızın ve ön yargıda sizin de talep ettiğiniz gibi bulunmaksızın ele alacağız inşallah.

Tıpkı Okul’lar hakkında getirilen şüphelere karşı yazılan risalelerde kafirlerin okulu tanımladığı gibi küfür ehli “Temyiz”i nasıl tanımlıyor bakalım;

“Mahkemelerce verilen bir kararın(ilamın) bir üst yargı organına incelenmek üzere gönderilmesini sağlayan dilekçedir”

Ne kadar net ve bariz, anlamak isteyen kişi bunun ne anlama geldiğini bu şekilde yazıyor, siz buna ister itiraz deyin, ister parmak kaldırmak deyin bunun adı “Bir mahkemenin vemiş olduğu kararı bir üst mahkemeye dilekçe sunmak suretiyle yeniden yargılanma, bu konuda yeniden hüküm verilme isteğidir” karar verilmiş ve bitmiş, ilgili mahkemece dava sonuçlanmış, ancak kafir kalkıp kendini demokrasi dininin samimi bir savunucusu olarak gösterecek ya, bir üst mahkemeye olayı taşıyıp yeni bir karar talep etme hakkı tanıyıp, bu sürecinde sonunda Avrupa insan hakları mahkemesi yolu açık olmak kaydı ile süreci tamamlar.

Yazınında dediğiniz gibi, evet hazır dilekçe örnekleri dışında kişinin kendi dileği bir tarzda dilekçe hazırlaması mümkün, zaten dilekçe mahkeme açmanın da şartıdır, yahut basın ve yayından yapılan ihbarlarda dilekçe olarak sayılabilir. Burada anlaşılması gereken şudur ki, açılan dava sonuçlanmış ve sizin söylediğiniz usül ile yeni bir dilekçe ve dolayısıyla mahkeme açılması ki bir üst mahkemenin tanımı zaten bu… yoksa bunun adı üst mahkeme olmazdı. Yani sonuca gelirsek, Kab b. Eşref’in mahkemesi suçlu buldu ve kararı da tescil etti, ama bir de ondan daha büyük bir tağut olan Kab. B. Filan’a gidip yeniden yargılanma talep etme durumudur.  Zaten ilk mahkemenin devamı olarak görülüyorsa neden bir üst mahkeme buna bakar? Yahut başka bir ifadeyle neden dilekçe ile yeniden başvuru ister, çünkü her başvuru ve her mahkeme farklıdır da ondan. Siz “Temyiz” dilekçesini verirken “Diğer tağut mahkemesi bize haksız karar verdi, sen bize hak ile hükmet” ise bunun daha ağır olduğunu biliyorsunuz. Ama yapılan da tam olarak bu anlamak isteyen ve basiret sahibi olan herkes görür ve “Taassub”dan uzak her beyin de bunu fark eder.

Konunun her kesimin anlayacağı tarzda açıklığa kavuşabilmesi için, çözüme giden yoldaki bakış açımız önemlidir.Ve bu bakış açısı her yönüyle İslami olmalıdır. Tarifler ve tanımlamalar kesinlikle İslami olarak ele alınmalıdır.
Tanımlamaları bazı bölümlerde İslami bazı bölümlerde ise tağuti tariflere göre anlamaya çalışırsak, konu bütünlüğü bozulmuş ve meselenin anlaşılması zorlaşmış olacaktır.
O nedenle biz yapılan amelleri her yönüyle ve sadece İslami olarak ele almak zorundayız.

Bakış açısı tarifiniz ise akla zarar bir tarif, sanki Müslümanlar arasında bir durum söz konusu da kalkıp birileri bu Müslümanlar hakkında tanımlamalar getirirken Kafirin anayasasından tanımlar getiriyor gibi sunuyorsunuz. Daha önce de dediğimiz gibi, tartışma konusu mahkeme olunca, bu küfür mahkemesinin şartlarına mecburen küfür ehlinin nasıl bakıp, kanunlarını nasıl uyguladığını bilmek lazım gelir. Yani örtülü olarak siz “İyi niyetle bakmalısınız” ise o zaman hiçbir şeyin içinden çıkamazsınız. Nasıl ki “iyi niyet haramı helal kılmaz” ise de aynı şekilde “iyi niyetle bakmak vakayı helal saymaz” Okul ve parlamento konularında risaleler yayımlarken nereye bakıyorduk, onların neyi nasıl gördüğüne bakıyorduk da bu şekilde küfürlerini de ispat etmiyormuyduk. Ölçü de belli izan da, o sebeple “Temyiz Nedir” diye sorduğumuzda bunun tanımını Şer’i tanımdan nasıl alabiliriz ne yargılayan, ne yargı merci Şer’i. Ve siz ona başvuruda bulunduğunuzda aslında ne yapmış olduğunuzu tabi o tanımdan anlayacağız. Gelin insaf edin, her mesele de kullandığımız ve sizin de bize öğrettiğiniz ölçü bu, bu ölçü ile Allah’u Teala’nın izni ile yanlış yapmazsınız gelin basiretle düşünün.

Bakın “Temyiz” meselesine dair açıklama zaten diğer yazımızda detaylıca olduğundan burada tekrar girmenin gereği olmadığını düşünerek sadece tanımınızı ve gerçek tanımın ne dediğini belirtmekle yetindim ki bu zaten tek başına yeterli de.

Vicdan sahibi olan ve içinde bir parçacık iman ateşine ait bir kıvılcım taşıyan herkes 10 tane avukata gitsin ve sorsun ki “Temyiz Nedir” yani kafirin kendi kanununa göre bu nedir, çünkü yargılayacak olan onlar, size diyecekleri burada denilenlerin dışında değildir. Biz şimdi ucunda Müslüman kurtulacak diye bir üst mahkemeye “diğerinin devamı” yaptığımız işleme de “itiraz” diyemeyecek kadar sizlerden nefret eden insanlarmıyız? Bizlerin küfürden sıyrılması, İslam’a girmemize vesile olma adına sizler nasıl mücadele etmişseniz bugün aynı şekilde biz de bu düşünce ve duygu ile mücadele ediyoruz. Buna Allah’u Tealaki kalpleri elinde tutandır, en iyi bilir, içimizdeki üzüntüyü de bizler çok iyi biliriz. Eğer durum sizin ifade ettiğiniz sınırlarda, şekilde, ölçüde olsaydı buna kimse itiraz da edemezdi. “Küfür öyle lanet bir pislik ki, Müslümanlıkla tanışmış birisi onu kendi üzerine konmasına asla tahammül edemez, bu nedenle de içinde bulunduğu bu küfür halini üzerinden atmak için çabalar” Sizin de şu anda yapmaya çalıştığınız budur, gelin basiret ile olaya bakın ve kafirin tanımını kafirden, Mü’minin tanımını ve ona ait olanları Müslümandan dinleyin. Küfrü bilmenin yolu küfrü tanımaktan geçiyorsa eğer, o zaman onların tanımına kulak verin çünkü başvurduğunuz mahkeme onların mahkemesi.

Muhattabımız Kur’ân kıssalarının hükümünün, itikadi mevzularda delil olmayacağını söylemektedir. Dolayısıyla Yûsuf suresinin ilgili ayetlerinin kıssaolduğu için delil olmayacağını ifade etmektedir.

Aynen dediğiniz gibidir. O risaleyi okuduğumda benimde düşüncelerimin aynısı olan sizin düşüncelerinizdir. Ya dil sürçmesi yahut yanlış ifade etme durumu olan bu ifadeye katılıyorum. Zaten yazınızın da büyük bir kısmını “Kıssa delilmidir, değilmidir? Konusuna ayırmışsınız. Szi de çok iyi biliyorsunuz ki buna sizin gözünüzle bakacak bir sürü insan var daha önce de dediğim gibi “bizim ölçümüz sizinle bir di”

Bu nedenledir ki, o ölçüler ışığı altında ve İslam Hukuku, İslam Fıkhı ve bunların kendi içindeki kaideler işletilerek bu olaya bakıldığına emin olabilirsiniz. Her ne kadar Müslümanlar bu konuda bilerek yada bilmeyerek bilgisiz bırakılırken ki insanlar içinde İslam Fıkhı, Arapça, Hadis Uslü, Tefsir Usulü, Fıkıh Usulü vb… ilimlerden çok “Fatiha suresinin Tefsiri” okutulduğundan çoğu insan şu anda ne yapacağını bilmez bir halde ortada durmakta bunun da vebali her halde birilerinin üzerinde olacaktır değil mi? Çünkü herkes kendi çabası ile bunlara ulaşması ve anlaması ihtimali zayıftır ve cemaat bunun için vardır. Batıl ehli olarak görülen bir çok cemaat ne acıdır ki bu konularda Tevhid ehline mensup cemaatten daha ileride olduğunu görmek bizleri ve sizleri de üzüyor olmalıdır.

Hatta bu meseleler birileri arasında uzun süredir tartışılmasına rağmen “Avam sayılan bizler” yine bizlerin “maslahatı” bakımından ortada tartışılmayıp bunlar kendi aranızda konuşlan meseleler olduğunu da duymak bizleri bir okadar daha üzmüştür ki “Avam” olarak görülen bizlerden öğrenebileceğiniz, alabileceğiniz bir sürü bilgi ve görüşün de olduğunu unutmuşsunuz. Şimdi arkanıza dönün bakın, bunların tartışılmadığı bir ortamın sonu nereye gitmiş, belki bilinçlenen bilinçlenecek, bilmeyen öğrenecekti. Hatta ilk defa bu olayla “Temyiz” ne demek diye öğrenen onlarca insan var hatta hemen hepsi ve beklide sizlerde bunun içindeydiniz. İşte özü Akide meselesi olan bu hususlar birileri arasında tartışılır ve büyük kısımın bundan haberi olmazsa kimi küfre bile bile, kimisi de böyle bilmeden düşer.

İşin bir başka boyutuna, internette yayınlanan yazınızın, bir önceki risaleye cevap olarak yazdığınız bu risqaledeki yazılı olarak dağıtılan sürümünde bir çok suçlama ve aşağılamalar yer alıyor. İnternettekinden bunları çıkarmış olmanız ise büyük isabet olmuş ancak bu yine de sizin o anki psikolojinizi göstermek açısından önem arz ettiğinden buraya alma durumundayım.

“Sizleri bu kadar bana kışkırtan ne oldu? Bana bakın, ben yıllardır bu işin içindeyim. İlmi de bilirim, ilmi konuşmayı da bilirim. Hele hele felsefe yaparak Müslüman görünüp aslında, bilinç altındaki zehiri kusan, tağutun kanunlarını kutsayan ve bu kanunları kutsadığını yazsına dökerken, insanlara sanki İslam’ı savunuyormuş gibi pozlar verip, belamlık yapanları da bilirim. Böylesi ne idüğü belirsizlerin, edepsizlerin karşısında pes edecek karakterde birisi değilim. Böylesi edepsizlerin hangi dilde, hangi yolda, haddini bildirip edep öğretilecekse alasını yaparım.
Bana bakın! Sizlerin kim olduğunu ben çok iyi biliyorum.

Bu ifadelerin sizin ifadeniz olabileceğine açıkçası inanmazdım, evet size karşı birileri kışkırtılmışsa bunun tek kaynağı, şu an içinde bulunmuş olduğunuz küfür hali ve peşinizden sürüklediklerinizdir. Bunun dışında size kışkıracak olan insanların karşısında durabilecek kadar sevgimiz de hassasiyetimizde vardı, inanın elinizi bile kıpırdatmazdık, size yapılmış olan haksızlığa en azından kendi adıma ve tek başıma dahi olsam ben yapardım ki diğerleri için diğerleri söz söyler, ben kendi adıma konuşmakla mükellefim. Ama durum bu değil ayrıca sizi ilim bilginizden yanınızda olmadık, çünkü ilim kavramı öyle bir kavram ki içinde sizde ben de herkes de kaybolur. Münafıklıkla suçladığınız yukarıdaki satırın sahibini bilmemezlikten gelerek asıl olana, madem böyle bildiğiniz birisi varken neden ona gerekeni yapmadığınızı sormak durumundayım. Küfrün kanunlarını kutsamak, onları yazıp sizlerin davranışlarınızın bu kanunlar çerçevesinde olduğunu söylemek onları kutsamak ise, bunu siz yazdırdığınız bir çok risalede defalarca yaptınız yok bu farklı konuda bir şey ise o zaman bu sözlerin muhatabı ve siz ne olduğunu daha iyi bilirsiniz. Ancak şu var ki bu üslup, yukarıda ilim ve felsefe bilgisi olan bir insanın üslubu olmamakla beraber bir Müslüman’a yapılmış hakarettir.

Kafirlerin kanunlarını şerh etmek onları yazmak onlara muhabbeti mi gerektirir, o zaman bu muhabbeti siz taşıyor olduğu halde mi milli eğitim kanunlarını bizzat bana şerh ettirerek okul risalesi hazırlıyordunuz. Biraz vicdanlı olun, bunun sebebi ve anlamı, neden yapıldığı ortada. Küfrü ve küfür fiilini tanımlamak için kullanılan materyallerdi ve bunlar olmaksızın zaten hiçbir şeyin tanımı yapılmaz. Yoksa bu kurban kesmek midir ki sizin tanımınız yani niyetiniz kafirinkini iptal etsin.

Tağut’un neferleri bir vakit sizi alıkoymuştu da size sordukları ilk sorularına harfiyen itaat etmiştiniz. Acaba neydi bu soru? Soru şuydu; …..

Bunun böyle olduğunu bilmenize rağmen soruyu sorduğunuz muhataplarınıza neden karşısına çıkıp da bunları söylemediniz. Ayıp değil mi, tamamen zandan ibaret olan bu bilgiyi gerçek bilgi gibi sunuyorsunuz da insanlardan kafası karışmayanlar belki vardır onları da iyice allak bullak edelim diye mi? Yoksa bu özellikle birisini yanınıza, safınıza çekmek için yaptığınız bir iftira olmasın ki inanın o sizin de bizim de kastettiğimiz insan bilinçli ve samimi bir Müslüman o sebeple olayları değerlendirirken sizin yazınızın başında talep ettiğiniz “Ön yargısız” değerlendirme talebinin konu siz olduğunda pek işlemediğinin açık bir göstergesi olsa gerek. Bizler yani “AVAM” da şöyle düşünürüz, kimler bizim başımızdaymış meğer.

Müslümanı ele verenlerin listesini ve kanıtlarınızı sunmadıkça sizler müfterisiniz, bu kanıtları zann dışında elle tutulur gözle görülür bir şekilde vermedikçe sadece yalancı olmakla kalmazsınız. Varolan sıfatlarınızın peşine yenileri eklenirler o kadar.

Son olarak, bu Müslüman topluluğu, yani bizler ilk günkü akidemiz üzerineyiz ve bundan da memnuniyet duyarak Allah’u Teala’ya hamd ediyoruz. Bizlere hakkı hak olarak bilip amel etmeyi sağladığı için, batılı batıl olarak bilip de ona göre davranma basireti verdiği için. Binlerce kez hamd ediyoruz. Şahsi düşüncelerimi taşıyan bu yazıyı bitirmeden önce, bir zamanlar canım kadar sevdiğim, onun hayatını kendi hayatımdan bile çok düşündüğüm insan olan kişi… sen bir insanın küfürden kurtulup imana kavuşmasına vesile olmak için nasıl çabaladığını biliyorsan ben de senin adına aynı şekilde çabaladığımı bil. Şu anda sebebini bilmediğim, anlayamadığım bir şekilde 180 derece dönmüş birisi olarak tağutların elinden yine onların kanunları ve mahkemesi ile çıktın. Çıktığında da yüzünde de sözünde de davranışında da o eski sen yoktu ama bunu fark etmemiz yazdığınız ilk risalelerle beraber oldu. Her neyse, bizi nasıl görüp nasıl yaklaşmışsan önemi yok, ama ben kendi namıma senin adına ne düşündüğümü biliyorum. Aramızda o ilk itibarın nasılsa öyle olmayacağın açık olsa da yine de seni samimi olarak Tevbe’ye davet ediyor, tıpkı o eski insan gibi bu kadar basit ve delil olmayacak değerde sözüm ona delillere sığınacak birisi olmadığını çok iyi biliyorum. Senin de kalbinin bu konuda mutmain olmadığını ve geceleri de rahat uyumadığını en azından kendim düşünerek bu şekilde tasavvur ediyorum.
Rabbim hidayet kapılarını dilediğinin üzerine açar, dilediğinin üzerine kapatır, O’nun doğru yola ulaştırdığını saptıracak yoktur, O’nun saptırdığını da doğru yola ulaştırabilecek olan yoktur. Rabbim hakkı hakk, batılı batıl olarak bilip amel etmeyi Müslüman’lara her daim nasip etsin. Sizlere de hidayet versin

Yorumlar



Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!

Üyeliksiz yorum yapma seçeneği ehli küfr'ün sokak ağzı ile küfür eden yorumları nedeniyle kapatılmıştır. O nedenle yorum yapacak olanların öncelikle siteye üye olmaları ve giriş yapmaları gerekmektedir. Anlayışınız için teşekkür ederiz.