İslamda Askerliğin Hükmü 7

09 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Askerlik

Bilindiği üzere, hüccet ulaştığından ve ikame edildiğinden dolayı sapık imamlara tabi olmak insanı mazur kılan meselelerden değildir. Zira ne zaman insanları saptıran varsa bunun karşısında hak ehlinden ona muhalefet edende bulunmuştur. Sapık imamların bulunması Allah’ın hüccetini ikame edenlerin bulunmasına bir mani değildir. Bu nedenle Allah’u Teala, yöneticilerine, efendilerine ve büyüklerine tabi olanları mazur görmemiştir. Allah’u Teala şöyle buyuruyor: “O zaman kendilerine uyulanlar, uyanlardan hızla uzaklaşır. O azabı görmüş, aralarındaki bütün bağlar da kopup gitmiş olacaktır. Uyanlar: ‘Bizim için bir dönüş olsaydı da bizden uzaklaşıp gittikleri gibi biz de onlardan uzaklaşırdık.’ Derler. Böylece Allah amellerini aleyhlerindeki hasretler halinde kendilerine gösterecektir. Ve onlar ateşten çıkacak da değillerdir. (Bakara: 166-167)

Allah’u Teala, kafirlerin babalarından bulunduklarına tabi olup Allah’ın indirdiği haktan ve Sırat-ı Müstakim’den yüz çevirmelerini aşağılayarak şöyle buyuruyor: “Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine uyun denildiği zaman, onlar: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.’ Derler. Ya ataları bir şeye akıl erdirememiş ve doğru yolu bulamamış idiyseler?” (Bakara: 170) Yine başka bir ayette: “Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine ve Resulü’ne geliniz’ denildiği zaman: ‘Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter’ dediler. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolu gitmeyen kimseler idiyse?” (Maide: 104) Allah’u Teala Kur’an-ı Kerim’de kafirlerden olan güyüklerine itaat edenleri lanetleyip onları kafirler olarak adlandırmıştır. Devamını oku

İslamda Askerliğin Hükmü 6

09 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Askerlik

Özetle, İslam şeriatının zahir ve mütevatir hükümlerinden dışarı çıkan bir grupla birlikte savaşan bir kimsenin, ilim ehlinin icması ile öldürülmesi vaciptir. Hem de bunlara karşı mürtedlerin savaşı ile savaşılır. Tevilci baği’lerin savaşı gibi değil. Bunların fertlerinin hükümleri liderlerinin hükümleri ile aynıdır. Buna binaen, ihtilaflarına ve ittifaklarına itibar edilen Müslümanların imamlarının ittifakıyla; mürted yöneticilerin yolunda savaşan ordu ve askerlerin oldürülmesi vaciptir. Ve bunlarla yapılan savaş, mürtedlerle yapılan savaş mesabesindedir.

Bu nedenle Şeyhu’l –İslam, Müslüman emirlerden veya askerlerden, Müslümanların ordusundan ayrılıp tatarların safına sığınan kimselerle savaşılmasının, mürtedlerle yapılan savaş türünden olduğunu beyan etmesinin yanında bunlarla, tevilci bağilerle yapılan savaşın yapılması gerektiğini iddia edenleri hatalı görmüştür.

Bu konu hakkında Mecmuu’l-Fetava’da şöyle diyor: “Fakat bunlarla, tevil eden bağiler gibi savaşılacağını iddia edenler, çirkin bir hata işledikleri gibi uzak bir sapıklığa düşmüşlerdir. Tevilci bağilerde, en azından çıkmalarının gerekçesi olacak basit bir tevil olmalıdır. Bu nedenle şöyle denilmiştir: İmam onlarla mektuplaşır. Eğer bir şüphe zikrederse onu açıklar. Eğer kapalı bir konu varsa onu izah eder. Allah ve Resulüne savaş açan, yeryüzünde fesat yayan ve dinin hükümlerinden dışarı çıkan bu kimselerde nerede böyle bir tevil? Kuşkusuz onlar, İslam dinini, ilmi ve amel olarak diğerlerinden daha iyi yerine getirdiklerini söylemiyorlar. Bilakis onlar, Müslümanlık iddialarının yanında karşıdakilerin İslam’ı onlardan daha iyi bildiklerini ve yine kendilerinden daha fazla İslam’a tabi olduklarını da biliyorlar. Semanın altında bulunan, Müslüman ya da kafir, herkes de bunu biliyor. Bununla birlikte bir de Müslümanları öldürmekle korkutuyorlar. Böylece onların Müslümanlarla savaşmayı helal kılacak hiçbir gerekçeleri olmadığı ortaya çıkmaktadır.”
Devamını oku

İslamda Askerliğin Hükmü 5

09 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Askerlik

Tağutların yardımcıları ve destekçileri ile savaşmak, Müslümanların icması ile vaciptir. Bu konuda ancak, tağutun hakikatini ve onu inkarın vücubiyetini bilmeyen ve tevhidin temellerinden ve gerekliliklerinden haberdar olmayan bir kimse şüphe edebilir.

Bu nedenle Şeyhu’l-İslam, Müslümanları zillete düşürmeleriyle, Mescidi Aksa’yı yıkmalarıyla, -kelimeyi şahadete ve bazı İslami şiarlara bağlı olduklarını iddia etmekle birlikte- Müslümanların mallarını yağmalayıp erkeklerini esir alarak yurtlarından çıkarmalarıyla dinin hürmetini çiğneyen Tatarlardan bahsederken şunları söylemektedir:

“Bunlardan ve başkalarından, -İslam şeriatının zahiri ve kesin olan hükümlerine bağlanmaktan imtina edenlere- İslam şeriatına bağlanana kadar savaşılması gereklidir. Tıpkı Ebu Bekir es-sıddık (r.a)’ın ve diğer sahabelerin, zekat vermeyenlerle savaşmaları gibi. Ömer’in (r.a), Ebu Bekir (r.a) ile münazarasından ve diğer sahabelerin kitap ve sünnet ile amel ederek; İslam’ın hükümlerinin yürürlüğe geçmesinin gerekliliği üzerine savaşılması konusunda görüş birliğine varmasından sonra tüm fakihler bu konuda ittifak etmişlerdir.”

Devamında şöyle diyor: “Farz olan bazı namazları, orucu veya haccı yerine getirmekten imtina eden herhangi bir grup ya da insanların mallarının ve kanların, içkinin, zinanın ve kumarın haramlığına bağlı kalmayan bir taife yada evlenilmesi haram olanlarla evlenmekten, kafirlerle cihad etmekten, ehli kitaptan cizye almaktan veya bunların dışında –terkinde ve inkarında hiç kimsenin mazur olamayacağı ve vacipliğini inkar edenin kafir olacağı- dinin haramlarını ve vaciplerini yerine getirmekten geri durmakla birlikte mümteni olan herhangi bir grup; her ne kadar bunları kabul ediyor olsalar da onlarla savaşılır. Ben bu konuda alimler arasında herhangi bir ihtilaf bilmiyorum.” Devamını oku

Sonraki yazılar »