Beyne’l-Havfi Ve’r-Reca Nedir?

14 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Kavramlar

İnsanın korku ile ümit arasında olmasını ifade eden bir deyimdir. Kur’ân’da insanın Allah’ın azabından korkması (Nûr, 24/52) ve rahmetinden de ümitvar olması (Bakara, 2/218) istenmiştir. Allah kendisini hem rahmet ve mağfiret sahibi hem de azap edici olarak tanıtmıştır:

“…Şüphesiz Rabb’ın insanların zulümlerine karşı mağfiret sahibidir, fakat Rabb’inin azabı da çok şiddetlidir.” (Ra’d, 13/6), “İyi biliniz ki Allah’ın cezası çok şiddetlidir ve gerçekten Allah, çok bağışlayan, çok merhametli olandır.” (Mâide, 5/98), “(Ey Rasûlüm!) kullarıma haber ver; ben gerçekten çok bağışlayan, çok merhamet edenim ve gerçekten benim azabım da çok acıtıcı bir azaptır.” (Hicr, 15/49-50), “Âhirette şiddetli azap, Allah’tan mağfiret ve rıza vardır.” (Hadîd, 57/20) Bu âyetler insanın korku ile ümit arasında olmasını ön görmektedir. İnsan Allah’ın azabından korkacak ama rahmetini de umacak, ümitsiz olmayacak fakat ilâhî azaptan da tamamen güven içinde bulunmayacaktır (A’râf, 7/97-99). İkisi arasında dengeli olacaktır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.), Allah’ın rahmet ve azabının çokluğunu şöyle bildirmiştir: “Mü’min, Allah katındaki azabı bilseydi cennetini ummazdı. Devamını oku

Sırat-ı Mustakim Nedir?

14 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Kavramlar

İnişi ve yokuşu olmayan, dümdüz, işlek, açık, doğru ve büyük yola /caddeye denir. İstiâre-i temsiliye ile emir ve yasaklarında, helal ve haramlarında, hüküm, öğüt ve tavsiyelerinde en doğru olan İslâm Dinine de sırat-ı müstakîm denmiştir. Tarîk, sebîl ve sırat kelimeleri yol demektir.

Ancak genel olarak yola, tarîk; işlek yola sebîl; işlek, doğru, büyük ve açık yola ise sırat denir. Bu doğru yolun diğer isimleri rüşd, hüdâ, minhâc, şeriat, sünnet ve dindir. Sebîl, tarîk, sırat ve din kelimeleri Kur’ân’da müstakîm, rüşd, kıyem ve sevâ kelimeleriyle nitelenmiştir. Kur’ân’da “Sırat-ı müstekîm”; “Sırâtullah”, Allah’ın yolu (İbrahim,14/1), “Sebîlüllah”, Allah’ın yolu (Bakara, 2/154), “Sırâtü’l-Hamîd”, Hamîd olan Allah’ın yolu (Hac, 22/24), “Sırâtı’l-azîzi’l-hamîd”, Azîz ve Hamîd Allah’ın yolu (İbrahim, 14/1), “Sırâtı’s-Seviyyi”, doğru yol, (Tâ-hâ, 20/135), “Sebîlür-rüşd”, doğru yol (A’râf, 7/46), “Sebîlü’r-raşâd”, doğru yol (Mümin, 40/29), “Sebîlü Rabbike”, Rabbinin yolu (Nahl, 16/125), “Sevâü’s-sebîl”, doğru yol (Mâide 5/12), “Sevâü’s-Sırât”, doğru yol (Sâd, 38/22), “Tarîk-ı müstakîm”, dosdoğru yol (Ahkâf, 46/30) ve “kendilerine nimet verilenlerin yolu” (Fâtiha, 1/7) kavramlarıyla da ifade edilmiştir. Devamını oku

Din Günü (Yevmü’d-din) Nedir?

14 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Kavramlar

“Yevmü’d-din” tabiri, 12 âyette geçmiştir. Bu tabirdeki “din” kelimesi ceza anlamındadır. “Ceza” kelimesi iyi veya kötü yapılan bir işin tatlı veya acı karşılığını vermek, sevap ve ikap; “yevm” kelimesi ise âhiret günü demektir. “Yevmü’d-din” (rûz-i ceza); her işin karşılığı verilip bitirileceği son gün, gelecekte mükâfat ve mücazatın tevzi olunacağı vakit demektir ki buna “el-yevmü’l-âhire” (ahiret günü, son gün) de denilir.

Bunda kaza ve hüküm manası da mündemiçtir. Buradaki “gün” 24 saat demek değildir. Kur’ân’da dünya günlerine nispetle ahiret günlerinin uzunluğunu belirtmek için, çokluktan kinaye olarak “bin sene” (Hac, 22/47) veya “elli bin sene” (Secde, 32/5; Me’âric, 70/4) gibi ölçüler kullanılmıştır. “Din günü” (yevmü’d-din) âhirete işarettir. Yoksa burada “din” kıyamet demek değildir. Yüce Allah, “yevmü’d-din”i Kur’ân’da şöyle tanıtmıştır: “Ve (kâfirler) yazık bize bu din (ceza=sevap veya ikap) günüdür dediler. Bu (din günü) yalanlamakta olduğunuz fasl (iyi ile kötünün ayrıldığı, hesap ve hüküm) günüdür.” (Saffat, 37/20-21); “Sonra din gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin? (O gün) kimsenin kimseye yardım edemeyeceği bir gündür. O gün emir yalnız Allah’a aittir.” (İnfitar, 82/18-19) “Din günü”; alış-verişin, dostluğun ve kâfirlere şefaatin olmadığı (Bakara, 2/254), hesabın görüleceği, gözlerin dehşetten donup kalacağı (İbrahim, 14/41-42), “ne oğulların ne de malların fayda vermeyeceği, selîm bir kalp ile gelenin fayda göreceği” (Şu’arâ, 26/88-89) bir gündür. “Din (mükafat ve mücazat) muhakkak vuku bulacaktır” (Zâriyât, 51/6). “O gün Allah onlara hak ettikleri cezalarını tam verir…” (Nûr, 24/25).

« Önceki YazılarSonraki yazılar »