Fark
12 Mayıs 2010 Yazan Ebu Hamza
Kategori İbni Teymiyye
ALLAH’IN VELİLERİ İLE ŞEYTANLARIN VELİLERİ ARASINDAKİ FARK
“Haberiniz olsun ki- Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar asla…” (Yunus: 10/62)
Yalnız Allah’a hamdederiz. Sadece O’ndan yardım bekler, doğru yola götürülmeyi yalnız O’ndan talep ederiz. Günahlarımızın bağışlanmasını yalnız O’ndan niyaz eder; nefislerimizin şehvetlerinden ve sapmalarından doğan kötü ve çirkin hareketlerimizin belalarından sadece ve sadece O’na sığınırız.
Allah bir kimseyi doğru yola getirmişse, onu o doğru yoldan ayıraca yoktur. Kimi de eğri yola saptırmışsa, o eğri yoldan doğru yola getirecek güçte hiç kimse bulunmaz.
Allah’tan başka itaat edilecek hiçbir merciin bulunmadığına iman ederiz. O birdir. Eşi ve ortağı yoktur. Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Bundan hiçbir şüphemiz yoktur. Allah, onu, bütün dinlerin tamamlayıcısı ve dosdoğru yola götürücü bir önder olarak göndermiştir. Böyle olduğuna Allah da şahittir, ben de kesinlikle şehadet ederim!..
Allah, dinleri tamamlayıcı olarak gönderdiği kendi Ra-sulü’nü, kıyamete yakın bir zamanda tebşir edici, kötü sonuçlardan sakındırıcı, Allah’ın doğru yoluna çağına olarak göndermiş ve onu, karanlıkların perdesini yırtan bir meşale, alemi aydınlatan bir parlak güneş kılmıştır. İnsanlara, sapık yollardan kurtulup doğruyu bulma çarelerini göstermiş, ilmini öğretmiş, azgınlıklardan kurtulmanın prensiplerini onunla göstermiş; kör gözleri onunla açmış, sağır kulakları onunla duyar hale getirmiş, gerçeklere kapanmış kalpleri onunla parlatıp açmış; hak ile batılın, doğruyla eğrinin, sükûnetle azgınlığın, imanla küfrün, cennet ehli talihlilerle cehennem ehli talihsizlerin, Allah düşmanları ile dostlarının arasını onunla ayırmış, gerçekleri onunla tebliğ etmiştir. O hak ile batılın arasında tek terazi, tek şablondur. Devamını oku
Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye
21 Şubat 2010 Yazan Ebu Hamza
Kategori İbni Teymiyye
Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye’ye çağdaşı, mutasavvıf, kelamcı ve bid’atçi düşmanlarından çokça iftiralarda bulunulduğu gibi, çağından sonra günümüze kadar da (bu durum)devam etmiştir. Üstelik bu iftirayı bugünlere taşıyan günümüzün Bid’at, dalalet ve sapık fırkaları onun kalemi ile, sözleri ile, bedeni ile nasıl cihad yapmış birisi olduğunu bile görmeden masabaşında dedikoducu kafir kadınlar gibi dedikodular üretmek sureti ile kendisine iftiralar düzülmüştür. Bu iftiralar arasında en şaşırtıcı olup hasım bid’atçilerin dayanak kabul ettikleri iftira ise gezgin İbn Batuta’nın, “Rihletu İbn Batuta (İbn Batuta Seyehatnamesi)” diye tanınıp meşhur olmuş “Tuhfetu’l-Enzar…” adını taşıyan eserinde -Allah’tan layıkı ile muamele görmesini dileriz- söylediği şu sözlerdir:
“726 yılı muazzam ramazan ayı 9’una tesadüf eden perşembe günü Şam’ın Dımaşk şehrine vardım… Dımaşk’ta Hanbeli fukahasının büyüklerinden Şam’ın büyüğü ve çeşitli ilim dalları hakkında söz söyleyen Takıyu’d-Din İbn Teymiyye vardı. Ancak aklı pek yerinde değildi. Dımaşk’lılar onu çokça ta’zim eder, o da minbere çıkıp, onlara vaazlar verirdi…” diye sözlerini sürdürür ve daha sonra şunları söyler:
“Caminin minberinde insanlara vaaz ederken cuma gününde huzurunda bulundum. Onlara öğüt veriyordu, söylediği sözler arasında şu da vardı: Allah dünya semasına benim şu inişim gibi iner, dedi ve minberin basamaklarından bir basamak indi. İbnu’z-Zehra diye bilinen Malikî mezhebine mensup bir fakih ona karşı çıktı ve onun söylediği bu sözü reddetti. Fakat herkes bu fakihe karşı çıktı, elleriyle, ayakkabılarıyla onu alabildiğine vurdular ve nihayet sarığı da düştü…” Ve daha başka yalan ve iftiraları bunların akabinde sıralamaya devam etmektedir. Devamını oku







